Header Include

তুর্কি ভাষায় অনুবাদ- মারকায রুওয়াদুদ তরজমা

তুর্কি ভাষায় কুরআনুল কারীমের অর্থসমূহের অনুবাদ। 1440হি. তে ইসলাম হাউজের সহযোগিতায় মারকায রুওয়াদুদ তরজমা-এর একদল অনুবাদক অনুবাদ করেছেন।

QR Code https://quran.islamcontent.com/bn/turkish_rwwad

سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابٖ وَاقِعٖ

İsteyen kimse inecek olan azabı istedi.

İsteyen kimse inecek olan azabı istedi.

لِّلۡكَٰفِرِينَ لَيۡسَ لَهُۥ دَافِعٞ

Kâfirler için onu önleyecek hiç kimse yoktur.

Kâfirler için onu önleyecek hiç kimse yoktur.

مِّنَ ٱللَّهِ ذِي ٱلۡمَعَارِجِ

(O azap) Yüksek dereceler sahibi olan Allah tarafındandır.

(O azap) Yüksek dereceler sahibi olan Allah tarafındandır.

تَعۡرُجُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمٖ كَانَ مِقۡدَارُهُۥ خَمۡسِينَ أَلۡفَ سَنَةٖ

Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

فَٱصۡبِرۡ صَبۡرٗا جَمِيلًا

Öyleyse sen de güzel bir sabırla sabret!

Öyleyse sen de güzel bir sabırla sabret!

إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدٗا

Doğrusu onlar, o günü çok uzak görüyorlar.

Doğrusu onlar, o günü çok uzak görüyorlar.

وَنَرَىٰهُ قَرِيبٗا

Oysa biz onu çok yakın görüyoruz.

Oysa biz onu çok yakın görüyoruz.

يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ

O gün, gökyüzü erimiş yağ/maden (tortusu) gibi olur.

O gün, gökyüzü erimiş yağ/maden (tortusu) gibi olur.

وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِ

Dağlar ise saçılmış yünler gibi olacaktır.

Dağlar ise saçılmış yünler gibi olacaktır.

وَلَا يَسۡـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمٗا

Hiçbir yakın dost bir yakınını sormaz bile.

Hiçbir yakın dost bir yakınını sormaz bile.

يُبَصَّرُونَهُمۡۚ يَوَدُّ ٱلۡمُجۡرِمُ لَوۡ يَفۡتَدِي مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِئِذِۭ بِبَنِيهِ

Onlar birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse, o günün azabından (kurtuluş için) oğullarını fidye olarak vermek ister.

Onlar birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse, o günün azabından (kurtuluş için) oğullarını fidye olarak vermek ister.

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ

Eşini ve kardeşini.

Eşini ve kardeşini.

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِ

Kendisini barındıran sülalesini.

Kendisini barındıran sülalesini.

وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعٗا ثُمَّ يُنجِيهِ

Yeryüzünde olanların hepsini de. Sonra (ister ki) kendini kurtarsın.

Yeryüzünde olanların hepsini de. Sonra (ister ki) kendini kurtarsın.

كَلَّآۖ إِنَّهَا لَظَىٰ

Asla! Çünkü o alevli bir ateştir.

Asla! Çünkü o alevli bir ateştir.

نَزَّاعَةٗ لِّلشَّوَىٰ

Deriyi yakıp kavurur.

Deriyi yakıp kavurur.

تَدۡعُواْ مَنۡ أَدۡبَرَ وَتَوَلَّىٰ

(Hakka) Arkasını dönüp yüz çevireni çağırır.

(Hakka) Arkasını dönüp yüz çevireni çağırır.

وَجَمَعَ فَأَوۡعَىٰٓ

Mal toplayıp biriktireni.

Mal toplayıp biriktireni.

۞ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

İnsan, çok hırslı olarak yaratılmıştır.

İnsan, çok hırslı olarak yaratılmıştır.

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعٗا

Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.

Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا

Ona bir iyilik dokununca da cimrilik eder.

Ona bir iyilik dokununca da cimrilik eder.

إِلَّا ٱلۡمُصَلِّينَ

Ancak namaz kılanlar müstesna.

Ancak namaz kılanlar müstesna.

ٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ دَآئِمُونَ

Onlar ki, namazlarını devamlı kılarlar.

Onlar ki, namazlarını devamlı kılarlar.

وَٱلَّذِينَ فِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقّٞ مَّعۡلُومٞ

Onların mallarında belli bir hak vardır.

Onların mallarında belli bir hak vardır.

لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ

İsteyene ve (istemekten utanıp) mahrum kalana.

İsteyene ve (istemekten utanıp) mahrum kalana.

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ

Onlar hesap gününü tasdik ederler.

Onlar hesap gününü tasdik ederler.

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشۡفِقُونَ

Onlar Rablerinin azabından korkarlar.

Onlar Rablerinin azabından korkarlar.

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَأۡمُونٖ

Gerçekten Rablerinin azabından güvende olunmaz.

Gerçekten Rablerinin azabından güvende olunmaz.

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ

Onlar, mahrem yerlerini/ırzlarını koruyan kimselerdir.

Onlar, mahrem yerlerini/ırzlarını koruyan kimselerdir.

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ

Ancak eşlerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı müstesna. Çünkü onlar (bundan dolayı) kınanmazlar.

Ancak eşlerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı müstesna. Çünkü onlar (bundan dolayı) kınanmazlar.

فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ

Bundan ötesini arayanlar, işte onlar haddi aşmış olanlardır.

Bundan ötesini arayanlar, işte onlar haddi aşmış olanlardır.

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ

Onlar, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.

Onlar, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَ

Onlar, şahitliklerini (gerektiği gibi) yerine getirirler.

Onlar, şahitliklerini (gerektiği gibi) yerine getirirler.

وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ

Onlar, namazlarını muhafaza ederler.

Onlar, namazlarını muhafaza ederler.

أُوْلَٰٓئِكَ فِي جَنَّٰتٖ مُّكۡرَمُونَ

İşte onlar, Cennetler'de ağırlanacaklardır.

İşte onlar, Cennetler'de ağırlanacaklardır.

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهۡطِعِينَ

O kâfirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar?

O kâfirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar?

عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ

Sağdan soldan, bölük bölük.

Sağdan soldan, bölük bölük.

أَيَطۡمَعُ كُلُّ ٱمۡرِيٕٖ مِّنۡهُمۡ أَن يُدۡخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٖ

Yoksa onların her biri Nâim Cennet'ine konulacağını mı umuyor?

Yoksa onların her biri Nâim Cennet'ine konulacağını mı umuyor?

كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَ

Asla! Biz onları bildikleri o şeyden yarattık.

Asla! Biz onları bildikleri o şeyden yarattık.

فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَٰرِقِ وَٱلۡمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ

Hayır, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki mutlaka biz güç yetirenleriz.

Hayır, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki mutlaka biz güç yetirenleriz.

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرٗا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ

Onların yerlerine kendilerinden daha hayırlılarını getirmeye. Ve bizim önümüze geçilemez.

Onların yerlerine kendilerinden daha hayırlılarını getirmeye. Ve bizim önümüze geçilemez.

فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواْ وَيَلۡعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ

Bırak onları; kendilerine söz verilen gün gelinceye kadar dalıp oynasınlar!

Bırak onları; kendilerine söz verilen gün gelinceye kadar dalıp oynasınlar!

يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعٗا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبٖ يُوفِضُونَ

O gün onlar sanki dikilmiş putlara süratle gidiyorlarmış gibi kabirlerinden hızlıca çıkarlar.

O gün onlar sanki dikilmiş putlara süratle gidiyorlarmış gibi kabirlerinden hızlıca çıkarlar.

خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةٞۚ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ

Gözleri yere yıkılmış, (yüzlerini) zillet bürümüştür. İşte bu, onlara söz verilen gündür!

Gözleri yere yıkılmış, (yüzlerini) zillet bürümüştür. İşte bu, onlara söz verilen gündür!
Footer Include