Header Include

الترجمة التركية - مركز رواد الترجمة

ترجمة معاني القرآن الكريم إلى اللغة التركية، ترجمها فريق مركز رواد الترجمة بالتعاون مع موقع دار الإسلام www.islamhouse.com . عام 1440.

QR Code https://quran.islamcontent.com/ar/turkish_rwwad

يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمُدَّثِّرُ

Ey elbisesine bürünen!

Ey elbisesine bürünen!

قُمۡ فَأَنذِرۡ

Kalk ve uyar!

Kalk ve uyar!

وَرَبَّكَ فَكَبِّرۡ

Rabbini tekbir et (yücelt).

Rabbini tekbir et (yücelt).

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرۡ

Elbiseni de temizle/Rabbini tekbir et (yücelt).

Elbiseni de temizle/Rabbini tekbir et (yücelt).

وَٱلرُّجۡزَ فَٱهۡجُرۡ

Pisliklerden de uzak dur!

Pisliklerden de uzak dur!

وَلَا تَمۡنُن تَسۡتَكۡثِرُ

(Yaptığını) çok görerek minnet etme!

(Yaptığını) çok görerek minnet etme!

وَلِرَبِّكَ فَٱصۡبِرۡ

Rabbin için sabret!

Rabbin için sabret!

فَإِذَا نُقِرَ فِي ٱلنَّاقُورِ

Sûr’a üflendiği zaman.

Sûr’a üflendiği zaman.

فَذَٰلِكَ يَوۡمَئِذٖ يَوۡمٌ عَسِيرٌ

İşte o gün, çok zor bir gündür.

İşte o gün, çok zor bir gündür.

عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ غَيۡرُ يَسِيرٖ

Kâfirler için hiç kolay değildir.

Kâfirler için hiç kolay değildir.

ذَرۡنِي وَمَنۡ خَلَقۡتُ وَحِيدٗا

Beni, yarattığım kişiyle baş başa bırak.

Beni, yarattığım kişiyle baş başa bırak.

وَجَعَلۡتُ لَهُۥ مَالٗا مَّمۡدُودٗا

Ona ardı arkası kesilmeyen bir servet verdim.

Ona ardı arkası kesilmeyen bir servet verdim.

وَبَنِينَ شُهُودٗا

Gözlerinin önünde duran oğullar verdim.

Gözlerinin önünde duran oğullar verdim.

وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمۡهِيدٗا

Kendisi için (dünya nimetlerini) yaydıkça yaydım.

Kendisi için (dünya nimetlerini) yaydıkça yaydım.

ثُمَّ يَطۡمَعُ أَنۡ أَزِيدَ

Daha da artırmamı umuyor.

Daha da artırmamı umuyor.

كَلَّآۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِأٓيَٰتِنَا عَنِيدٗا

Asla! Çünkü o ayetlerimize karşı çok inatçıdır.

Asla! Çünkü o ayetlerimize karşı çok inatçıdır.

سَأُرۡهِقُهُۥ صَعُودًا

Onu sarp bir yokuşa zorlayıp süreceğim.

Onu sarp bir yokuşa zorlayıp süreceğim.

إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ

Çünkü o; düşündü, ölçtü, biçti.

Çünkü o; düşündü, ölçtü, biçti.

فَقُتِلَ كَيۡفَ قَدَّرَ

Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti!

Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti!

ثُمَّ قُتِلَ كَيۡفَ قَدَّرَ

Sonra (yine o) kahrolası, nasıl (da) ölçtü, biçti!

Sonra (yine o) kahrolası, nasıl (da) ölçtü, biçti!

ثُمَّ نَظَرَ

Sonra şöyle bir baktı.

Sonra şöyle bir baktı.

ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ

Sonra da kaşlarını çatıp, surat astı.

Sonra da kaşlarını çatıp, surat astı.

ثُمَّ أَدۡبَرَ وَٱسۡتَكۡبَرَ

Sonra da arkasını dönüp büyüklendi.

Sonra da arkasını dönüp büyüklendi.

فَقَالَ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرٞ يُؤۡثَرُ

Ve şöyle dedi: Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir.

Ve şöyle dedi: Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir.

إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا قَوۡلُ ٱلۡبَشَرِ

"Bu, insan sözünden başka bir şey değildir.''

"Bu, insan sözünden başka bir şey değildir.''

سَأُصۡلِيهِ سَقَرَ

Ben onu Sekar’a (Cehennem'e) sokacağım.

Ben onu Sekar’a (Cehennem'e) sokacağım.

وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا سَقَرُ

Sekar’ın ne olduğunu bilir misin sen?

Sekar’ın ne olduğunu bilir misin sen?

لَا تُبۡقِي وَلَا تَذَرُ

O geride bir şey koymaz ve bırakmaz.

O geride bir şey koymaz ve bırakmaz.

لَوَّاحَةٞ لِّلۡبَشَرِ

İnsan derisini yakıp kavurur.

İnsan derisini yakıp kavurur.

عَلَيۡهَا تِسۡعَةَ عَشَرَ

Üzerinde on dokuz (melek) vardır.

Üzerinde on dokuz (melek) vardır.

وَمَا جَعَلۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةٗۖ وَمَا جَعَلۡنَا عِدَّتَهُمۡ إِلَّا فِتۡنَةٗ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ لِيَسۡتَيۡقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَيَزۡدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِيمَٰنٗا وَلَا يَرۡتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٞ وَٱلۡكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلٗاۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَمَا يَعۡلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَۚ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكۡرَىٰ لِلۡبَشَرِ

Biz; kendilerine kitap verilenler kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin imanları artsın, kendilerine kitap verilenler ile iman edenler şüpheye kapılmasın, kalplerinde bir hastalık olanlar ile küfre sapanlar da, “Allah, bu örnekle (on dokuz sayısı ile) neyi anlatmak istedi?” desin diye o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık ve onların sayısını da kâfirler için yalnızca bir fitne/imtihan yaptık. Allah; dilediğini işte böyle saptırır, dilediğine de hidayet eder. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu, insanlar için bir öğütten başka bir şey değildir.

Biz; kendilerine kitap verilenler kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin imanları artsın, kendilerine kitap verilenler ile iman edenler şüpheye kapılmasın, kalplerinde bir hastalık olanlar ile küfre sapanlar da, “Allah, bu örnekle (on dokuz sayısı ile) neyi anlatmak istedi?” desin diye o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık ve onların sayısını da kâfirler için yalnızca bir fitne/imtihan yaptık. Allah; dilediğini işte böyle saptırır, dilediğine de hidayet eder. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu, insanlar için bir öğütten başka bir şey değildir.

كَلَّا وَٱلۡقَمَرِ

Hayır! And olsun Ay’a!

Hayır! And olsun Ay’a!

وَٱلَّيۡلِ إِذۡ أَدۡبَرَ

Dönüp gittiği zaman geceye,

Dönüp gittiği zaman geceye,

وَٱلصُّبۡحِ إِذَآ أَسۡفَرَ

Ve ağarmakta olan sabaha,

Ve ağarmakta olan sabaha,

إِنَّهَا لَإِحۡدَى ٱلۡكُبَرِ

Şüphesiz o (Sekar), büyük (musibetlerden) biridir.

Şüphesiz o (Sekar), büyük (musibetlerden) biridir.

نَذِيرٗا لِّلۡبَشَرِ

İnsanlar için bir uyarıcıdır.

İnsanlar için bir uyarıcıdır.

لِمَن شَآءَ مِنكُمۡ أَن يَتَقَدَّمَ أَوۡ يَتَأَخَّرَ

Sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için.

Sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için.

كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡ رَهِينَةٌ

Her nefis kazandığına karşılık bir rehindir.

Her nefis kazandığına karşılık bir rehindir.

إِلَّآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡيَمِينِ

Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) başkadır.

Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) başkadır.

فِي جَنَّٰتٖ يَتَسَآءَلُونَ

(Onlar) cennetlerdedirler. Birbirlerine sorarlar.

(Onlar) cennetlerdedirler. Birbirlerine sorarlar.

عَنِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ

Suçlulardan.

Suçlulardan.

مَا سَلَكَكُمۡ فِي سَقَرَ

“Sizi Sekara/Cehennem'e sokan nedir?''

“Sizi Sekara/Cehennem'e sokan nedir?''

قَالُواْ لَمۡ نَكُ مِنَ ٱلۡمُصَلِّينَ

Onlar derler ki; "Biz namaz kılan kimseler değildik."

Onlar derler ki; "Biz namaz kılan kimseler değildik."

وَلَمۡ نَكُ نُطۡعِمُ ٱلۡمِسۡكِينَ

“Yoksulları da doyurmazdık.''

“Yoksulları da doyurmazdık.''

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلۡخَآئِضِينَ

"(Batıla) Dalanlarla beraber biz de dalıp gitmiştik."

"(Batıla) Dalanlarla beraber biz de dalıp gitmiştik."

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ

“Hesap gününü de yalanlıyorduk.''

“Hesap gününü de yalanlıyorduk.''

حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلۡيَقِينُ

“Nihayet ölüm bize gelip çatıncaya dek.''

“Nihayet ölüm bize gelip çatıncaya dek.''

فَمَا تَنفَعُهُمۡ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ

Artık şefaat edenlerin şefaatleri onlara yarar sağlamaz.

Artık şefaat edenlerin şefaatleri onlara yarar sağlamaz.

فَمَا لَهُمۡ عَنِ ٱلتَّذۡكِرَةِ مُعۡرِضِينَ

Öyleyse onlara ne oluyor da öğütten yüz çeviriyorlar?

Öyleyse onlara ne oluyor da öğütten yüz çeviriyorlar?

كَأَنَّهُمۡ حُمُرٞ مُّسۡتَنفِرَةٞ

Onlar adeta ürkütülmüş yaban eşekleri gibidir.

Onlar adeta ürkütülmüş yaban eşekleri gibidir.

فَرَّتۡ مِن قَسۡوَرَةِۭ

Aslandan ürküp, kaçan.

Aslandan ürküp, kaçan.

بَلۡ يُرِيدُ كُلُّ ٱمۡرِيٕٖ مِّنۡهُمۡ أَن يُؤۡتَىٰ صُحُفٗا مُّنَشَّرَةٗ

Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.

Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister.

كَلَّاۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ

Asla! Doğrusu onlar ahiretten korkmuyorlar.

Asla! Doğrusu onlar ahiretten korkmuyorlar.

كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذۡكِرَةٞ

Hayır! Şüphesiz o (Kur'an) ancak bir öğüttür.

Hayır! Şüphesiz o (Kur'an) ancak bir öğüttür.

فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ

Artık dileyen kimse ondan öğüt alır.

Artık dileyen kimse ondan öğüt alır.

وَمَا يَذۡكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ هُوَ أَهۡلُ ٱلتَّقۡوَىٰ وَأَهۡلُ ٱلۡمَغۡفِرَةِ

Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. Kendisinden korkulmaya layık olan da, bağışlayıcı olan da O’dur.

Allah dilemedikçe onlar öğüt almazlar. Kendisinden korkulmaya layık olan da, bağışlayıcı olan da O’dur.
Footer Include