Header Include

তুর্কি ভাষায় অনুবাদ - শাবান ব্রীতশ

তুর্কি ভাষায় কুরআনুল কারীমের অর্থসমূহের অনুবাদ। অনুবাদ করেছেন শাবান ব্রীতশ। রুওয়াদ অনুবাদ সেন্টারের তত্ত্বাবধানে বিশুদ্ধকরণ করা হয়েছে। তবে মতামত, মূল্যায়ন ও উত্তরোত্তর উন্নতির স্বার্থে মূল অনুবাদ দেখার সুযোগও রাখা হয়েছে।

QR Code https://quran.islamcontent.com/bn/turkish_shaban

ٱلۡحَآقَّةُ

Gerçekleşecek olan.

Gerçekleşecek olan.

مَا ٱلۡحَآقَّةُ

Nedir gerçekleşecek olan?

Nedir gerçekleşecek olan?

وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ

Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana bildiren nedir?

Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana bildiren nedir?

كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ

Semud ve Âd halkı (tepelerine) ansızın inecek olanı yalanlamışlardı.

Semud ve Âd halkı (tepelerine) ansızın inecek olanı yalanlamışlardı.

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ

Ama Semud, şiddetli bir çığlık/ses ile helak edilmişti.

Ama Semud, şiddetli bir çığlık/ses ile helak edilmişti.

وَأَمَّا عَادٞ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحٖ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةٖ

Âd ise kasıp kavuran uğultulu bir rüzgar ile helak edilmişti.

Âd ise kasıp kavuran uğultulu bir rüzgar ile helak edilmişti.

سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالٖ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومٗاۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةٖ

Allah, onu yedi gece sekiz gün kesintisiz onların üzerine musallat etmişti. Böylece o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürdün.

Allah, onu yedi gece sekiz gün kesintisiz onların üzerine musallat etmişti. Böylece o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürdün.

فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٖ

Onlardan arta kalan bir şey görüyor musun?

Onlardan arta kalan bir şey görüyor musun?

وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ

Firavun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan Lut şehirleri (halkı da hep) o hata ile geldiler.

Firavun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan Lut şehirleri (halkı da hep) o hata ile geldiler.

فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةٗ رَّابِيَةً

Rablerinin elçisine isyan ettikleri için onları şiddetli bir yakalayışla yakaladı.

Rablerinin elçisine isyan ettikleri için onları şiddetli bir yakalayışla yakaladı.

إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ

Sular taştığı zaman sizi gemide biz taşıdık.

Sular taştığı zaman sizi gemide biz taşıdık.

لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةٗ وَتَعِيَهَآ أُذُنٞ وَٰعِيَةٞ

Bunu sizin için bir öğüt kılalım ve anlayışlı kulaklar duysun diye.

Bunu sizin için bir öğüt kılalım ve anlayışlı kulaklar duysun diye.

فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةٞ وَٰحِدَةٞ

Sûr’a tek bir üfürüşle üfürüldüğü zaman.

Sûr’a tek bir üfürüşle üfürüldüğü zaman.

وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةٗ وَٰحِدَةٗ

Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman.

Yeryüzü ve dağlar kaldırılıp tek çarpışla çarpılıp darmadağın edildiği zaman.

فَيَوۡمَئِذٖ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ

O gün olacak olur.

O gün olacak olur.

وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذٖ وَاهِيَةٞ

Gök paramparça olur, çünkü o gün zayıf ve güçsüz düşer.

Gök paramparça olur, çünkü o gün zayıf ve güçsüz düşer.

وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذٖ ثَمَٰنِيَةٞ

Melekler ise onun çevresindedirler. Rabbinin Arş’ını ise o gün, onların da üzerinde olan sekizi taşır

Melekler ise onun çevresindedirler. Rabbinin Arş’ını ise o gün, onların da üzerinde olan sekizi taşır

يَوۡمَئِذٖ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةٞ

Siz o gün (hesap için) sunulursunuz; hiç bir sırrınız gizli kalmaz.

Siz o gün (hesap için) sunulursunuz; hiç bir sırrınız gizli kalmaz.

فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ

Kimin kitabı sağından verilirse, alın kitabımı okuyun,

Kimin kitabı sağından verilirse, alın kitabımı okuyun,

إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ

Ben zaten bu hesabıma ulaşacağımı biliyordum, der.

Ben zaten bu hesabıma ulaşacağımı biliyordum, der.

فَهُوَ فِي عِيشَةٖ رَّاضِيَةٖ

Artık o, hoşnut edici bir hayat içinde.

Artık o, hoşnut edici bir hayat içinde.

فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٖ

Yüksek bir cennette.

Yüksek bir cennette.

قُطُوفُهَا دَانِيَةٞ

Meyveleri ise (çok) yakın.

Meyveleri ise (çok) yakın.

كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ

Yiyin, için afiyet olsun. Bu, geçmiş günlerde yaptıklarınızın sebebiyle (size bahşedilmiştir).

Yiyin, için afiyet olsun. Bu, geçmiş günlerde yaptıklarınızın sebebiyle (size bahşedilmiştir).

وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ

Kitabı solundan verilen ise şöyle der: Eyvah, keşke kitabım verilmeseydi.

Kitabı solundan verilen ise şöyle der: Eyvah, keşke kitabım verilmeseydi.

وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ

Hesabımı hiç bilmeseydim.

Hesabımı hiç bilmeseydim.

يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ

Keşke (ölüm işimi) bitirmiş olsaydı!

Keşke (ölüm işimi) bitirmiş olsaydı!

مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ

Malım bana fayda vermedi.

Malım bana fayda vermedi.

هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ

Gücüm, hüccetim yok olup gitti.

Gücüm, hüccetim yok olup gitti.

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

Tutun onu, (ellerini boynuna) bağlayın!

Tutun onu, (ellerini boynuna) bağlayın!

ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ

Sonra atın onu ateşe!

Sonra atın onu ateşe!

ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةٖ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعٗا فَٱسۡلُكُوهُ

Sonra da onu yetmiş arşın boyundaki zincire vurun ve sürün.

Sonra da onu yetmiş arşın boyundaki zincire vurun ve sürün.

إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ

Çünkü o, yüce Allah’a iman etmiyordu.

Çünkü o, yüce Allah’a iman etmiyordu.

وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ

Yoksulu yedirmeye teşvik etmiyordu.

Yoksulu yedirmeye teşvik etmiyordu.

فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمٞ

Bugün onun için hiçbir yakın yoktur.

Bugün onun için hiçbir yakın yoktur.

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينٖ

İrinden başka yiyecek de yoktur.

İrinden başka yiyecek de yoktur.

لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ

Onu günahkârdan başkası yemez.

Onu günahkârdan başkası yemez.

فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ

Görebildikleriniz üzerine yemin ederim.

Görebildikleriniz üzerine yemin ederim.

وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ

Göremediklerinize de…

Göremediklerinize de…

إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولٖ كَرِيمٖ

Şüphesiz o, şerefli bir elçinin sözüdür.

Şüphesiz o, şerefli bir elçinin sözüdür.

وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرٖۚ قَلِيلٗا مَّا تُؤۡمِنُونَ

O, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!

O, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!

وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنٖۚ قَلِيلٗا مَّا تَذَكَّرُونَ

O, kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

O, kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

تَنزِيلٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ

Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı;

Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı;

لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ

Elbette onu (boynunun) sağ tarafından kıskıvrak yakalardık.

Elbette onu (boynunun) sağ tarafından kıskıvrak yakalardık.

ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ

Sonra onun şah damarını elbette keserdik.

Sonra onun şah damarını elbette keserdik.

فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ

Sizden hiç kimse de buna engel olamazdı.

Sizden hiç kimse de buna engel olamazdı.

وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةٞ لِّلۡمُتَّقِينَ

Şüphesiz o, sakınanlar için bir öğüttür.

Şüphesiz o, sakınanlar için bir öğüttür.

وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ

Elbette biz, biliyoruz ki içinizden yalanlayanlar vardır.

Elbette biz, biliyoruz ki içinizden yalanlayanlar vardır.

وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ

O kâfirler için bir hasret/pişmanlıktır.

O kâfirler için bir hasret/pişmanlıktır.

وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ

O, kesin bir gerçektir.

O, kesin bir gerçektir.

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

O halde sen, yüce Rabbinin adı ile tesbih et!

O halde sen, yüce Rabbinin adı ile tesbih et!
Footer Include