Fassarar da yaren Turkanci - Dr. Ali Auzik da wasu daban
Ali Ouzk tare da wasu suka fassarata, an sabunta ta ƙarƙashin kulawar Cibiyar fassara ta Ruwad, an bada damar karanta fassarar ta asali dan manufar bayyanar da ra'ayi da daidaitata da kuma ci gaba mai ɗorewa.
وَٱلسَّمَآءِ وَٱلطَّارِقِ
Gökyüzüne ve târıka (sabah yıldızına ) yemin ederim.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلطَّارِقُ
Tarıkın ne olduğunu nereden bileceksin?
ٱلنَّجۡمُ ٱلثَّاقِبُ
(O, karanlığı) delen yıldızdır.
إِن كُلُّ نَفۡسٖ لَّمَّا عَلَيۡهَا حَافِظٞ
Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici bulunmasın.
فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَٰنُ مِمَّ خُلِقَ
İnsan neden yaratıldığına bir baksın!
خُلِقَ مِن مَّآءٖ دَافِقٖ
Atılan bir sudan yaratıldı.
يَخۡرُجُ مِنۢ بَيۡنِ ٱلصُّلۡبِ وَٱلتَّرَآئِبِ
(O su) sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar.
إِنَّهُۥ عَلَىٰ رَجۡعِهِۦ لَقَادِرٞ
İşte Allah (başlangıçta bu şekilde yarattığı) insanı tekrar yaratmaya da kadirdir.
يَوۡمَ تُبۡلَى ٱلسَّرَآئِرُ
Gizlenenlerin ortaya döküldüğü günde
فَمَا لَهُۥ مِن قُوَّةٖ وَلَا نَاصِرٖ
insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır.
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلرَّجۡعِ
Dönüş sahibi olan (yağmur yağdıran) göğe,
وَٱلۡأَرۡضِ ذَاتِ ٱلصَّدۡعِ
(nebat ile) yarılan yere yemin ederim ki
إِنَّهُۥ لَقَوۡلٞ فَصۡلٞ
Kur’an, (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür.
وَمَا هُوَ بِٱلۡهَزۡلِ
O, asla bir şaka değildir.
إِنَّهُمۡ يَكِيدُونَ كَيۡدٗا
Onlar bir tuzak kurarlar,
وَأَكِيدُ كَيۡدٗا
ben de bir tuzak kurarım.
فَمَهِّلِ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَمۡهِلۡهُمۡ رُوَيۡدَۢا
Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecek).
مشاركة عبر