Fassarar da yaren Turkanci - Dr. Ali Auzik da wasu daban
Ali Ouzk tare da wasu suka fassarata, an sabunta ta ƙarƙashin kulawar Cibiyar fassara ta Ruwad, an bada damar karanta fassarar ta asali dan manufar bayyanar da ra'ayi da daidaitata da kuma ci gaba mai ɗorewa.
لَآ أُقۡسِمُ بِهَٰذَا ٱلۡبَلَدِ
Bu beldeye yemin ederim ki,
وَأَنتَ حِلُّۢ بِهَٰذَا ٱلۡبَلَدِ
Sen bu beldedesin, yemin ederim ki
وَوَالِدٖ وَمَا وَلَدَ
babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki,
لَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ فِي كَبَدٍ
biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.
أَيَحۡسَبُ أَن لَّن يَقۡدِرَ عَلَيۡهِ أَحَدٞ
İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
يَقُولُ أَهۡلَكۡتُ مَالٗا لُّبَدًا
«Pek çok mal harcadım» diyor.
أَيَحۡسَبُ أَن لَّمۡ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ
Kimse onu görmedi mi sanıyor?
أَلَمۡ نَجۡعَل لَّهُۥ عَيۡنَيۡنِ
Biz ona iki göz, vermedik mi?
وَلِسَانٗا وَشَفَتَيۡنِ
Bir dil ve iki dudak vermedik mi?
وَهَدَيۡنَٰهُ ٱلنَّجۡدَيۡنِ
Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?
فَلَا ٱقۡتَحَمَ ٱلۡعَقَبَةَ
Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡعَقَبَةُ
O sarp yokuş nedir bilir misin?
فَكُّ رَقَبَةٍ
Köle âzat etmek
أَوۡ إِطۡعَٰمٞ فِي يَوۡمٖ ذِي مَسۡغَبَةٖ
veya açlık gününde doyurmaktır.
يَتِيمٗا ذَا مَقۡرَبَةٍ
Yakını olan bir yetimi
أَوۡ مِسۡكِينٗا ذَا مَتۡرَبَةٖ
veya açaçık bir yoksulu.
ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلصَّبۡرِ وَتَوَاصَوۡاْ بِٱلۡمَرۡحَمَةِ
Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır.
أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ
İşte bunlar sağdakilerdir.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِنَا هُمۡ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ
Âyetlerimizi inkâr edenler ise işte onlar soldakilerdir.
عَلَيۡهِمۡ نَارٞ مُّؤۡصَدَةُۢ
Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı, kapatılmış bir ateştir.
مشاركة عبر