Header Include

Terjemahan Berbahasa Turki - Dr. Ali Ozik dan lainnya

Terjemahan makna Al-Qur`ān Al-Karīm ke bahasa Turki oleh Sejumlah UlamaSudah dikoreksi di bawah pengawasan Markaz Ruwād Terjemah. Teks terjemahan asli masih bisa ditampilkan untuk diberi masukan, evaluasi dan pengembangan.

QR Code https://quran.islamcontent.com/id/turkish_shahin

لَآ أُقۡسِمُ بِيَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ

Kıyamet gününe yemin ederim.

Kıyamet gününe yemin ederim.

وَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلنَّفۡسِ ٱللَّوَّامَةِ

Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz).

Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz).

أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجۡمَعَ عِظَامَهُۥ

İnsan, kendisinin kemiklerini biraraya toplayamayacağımızı mı sanır?

İnsan, kendisinin kemiklerini biraraya toplayamayacağımızı mı sanır?

بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُۥ

Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.

Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.

بَلۡ يُرِيدُ ٱلۡإِنسَٰنُ لِيَفۡجُرَ أَمَامَهُۥ

Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister.

Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister.

يَسۡـَٔلُ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلۡقِيَٰمَةِ

«Kıyamet günü ne zamanmış?» diye sorar.

«Kıyamet günü ne zamanmış?» diye sorar.

فَإِذَا بَرِقَ ٱلۡبَصَرُ

İşte, göz kamaştığı,

İşte, göz kamaştığı,

وَخَسَفَ ٱلۡقَمَرُ

ay tutulduğu,

ay tutulduğu,

وَجُمِعَ ٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ

güneşle ay biraraya getirildiği zaman!

güneşle ay biraraya getirildiği zaman!

يَقُولُ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذٍ أَيۡنَ ٱلۡمَفَرُّ

O gün insan, «Kaçacak yer neresi!» diyecektir.

O gün insan, «Kaçacak yer neresi!» diyecektir.

كَلَّا لَا وَزَرَ

Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur!

Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur!

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمُسۡتَقَرُّ

O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.

O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.

يُنَبَّؤُاْ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذِۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.

O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.

بَلِ ٱلۡإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ بَصِيرَةٞ

Artık insan, kendi kendinin şahididir.

Artık insan, kendi kendinin şahididir.

وَلَوۡ أَلۡقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ

İsterse özürlerini sayıp döksün.

İsterse özürlerini sayıp döksün.

لَا تُحَرِّكۡ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعۡجَلَ بِهِۦٓ

(Rasûlüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.

(Rasûlüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.

إِنَّ عَلَيۡنَا جَمۡعَهُۥ وَقُرۡءَانَهُۥ

Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.

Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.

فَإِذَا قَرَأۡنَٰهُ فَٱتَّبِعۡ قُرۡءَانَهُۥ

O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.

O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.

ثُمَّ إِنَّ عَلَيۡنَا بَيَانَهُۥ

Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir. 

Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir. 

كَلَّا بَلۡ تُحِبُّونَ ٱلۡعَاجِلَةَ

Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor,

Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor,

وَتَذَرُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ

ahireti bırakıyorsunuz.

ahireti bırakıyorsunuz.

وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ نَّاضِرَةٌ

Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.

Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.

إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٞ

Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir).

Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir).

وَوُجُوهٞ يَوۡمَئِذِۭ بَاسِرَةٞ

Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır;

Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır;

تَظُنُّ أَن يُفۡعَلَ بِهَا فَاقِرَةٞ

Kendilerinin, bel kemiklerini kıran bir felâkete uğratılacağını sezeceklerdir.

Kendilerinin, bel kemiklerini kıran bir felâkete uğratılacağını sezeceklerdir.

كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِيَ

Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,

Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,

وَقِيلَ مَنۡۜ رَاقٖ

«Tedavi edebilecek kimdir?» denir.

«Tedavi edebilecek kimdir?» denir.

وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلۡفِرَاقُ

(Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.

(Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.

وَٱلۡتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ

Ve bacak bacağa dolaşır.

Ve bacak bacağa dolaşır.

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمَسَاقُ

İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.

İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ

İşte o, (Peygamber'in getirdiğini) doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı.

İşte o, (Peygamber'in getirdiğini) doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı.

وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti.

Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti.

ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ

Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarına) gitmişti.

Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarına) gitmişti.

أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰ

Lâyıktır (o azap) sana, lâyık!

Lâyıktır (o azap) sana, lâyık!

ثُمَّ أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰٓ

Evet, lâyıktır sana ( o azap) lâyık!

Evet, lâyıktır sana ( o azap) lâyık!

أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَن يُتۡرَكَ سُدًى

İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!

İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!

أَلَمۡ يَكُ نُطۡفَةٗ مِّن مَّنِيّٖ يُمۡنَىٰ

O, (döl yatağına) akıtılan meninin içinden bir nutte (sperm) değil miydi?

O, (döl yatağına) akıtılan meninin içinden bir nutte (sperm) değil miydi?

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةٗ فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ

Sonra bu, alaka (aşılanmış yumurta) olmuş, derken Allah onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti.

Sonra bu, alaka (aşılanmış yumurta) olmuş, derken Allah onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti.

فَجَعَلَ مِنۡهُ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰٓ

Ondan da iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmişti.

Ondan da iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmişti.

أَلَيۡسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحۡـِۧيَ ٱلۡمَوۡتَىٰ

Peki (bunları yapan) Allah’ın, ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?

Peki (bunları yapan) Allah’ın, ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?
Footer Include