Header Include

ترکۍ ژباړه - د راواد الترجمې مرکز

ترکۍ ژبې ته د قرآن کریم د معناګانو ژباړه، ژباړوونکی: د رواد الترجمې مرکز ډله د دار الاسلام ویب پاڼي سره په همکارۍ WWW.ISLAMHOUSE.COM. کال ۱۴۴۰.

QR Code https://quran.islamcontent.com/ps/turkish_rwwad

وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفّٗا

Andolsun saf saf dizilenlere.

Andolsun saf saf dizilenlere.

فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجۡرٗا

Sürüp sevk edenlere.

Sürüp sevk edenlere.

فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكۡرًا

Zikri okuyanlara.

Zikri okuyanlara.

إِنَّ إِلَٰهَكُمۡ لَوَٰحِدٞ

Sizin ilahınız tek bir ilahtır.

Sizin ilahınız tek bir ilahtır.

رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَرَبُّ ٱلۡمَشَٰرِقِ

O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, doğuların da Rabbidir.

O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, doğuların da Rabbidir.

إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِزِينَةٍ ٱلۡكَوَاكِبِ

Biz, en yakın göğü yıldızlarla süsledik.

Biz, en yakın göğü yıldızlarla süsledik.

وَحِفۡظٗا مِّن كُلِّ شَيۡطَٰنٖ مَّارِدٖ

Ve onu (göğü) kovulmuş Şeytanlar'dan koruduk.

Ve onu (göğü) kovulmuş Şeytanlar'dan koruduk.

لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰ وَيُقۡذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٖ

Onlar, artık mele-i a'la'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.

Onlar, artık mele-i a'la'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.

دُحُورٗاۖ وَلَهُمۡ عَذَابٞ وَاصِبٌ

Kovularak uzaklaştırılmış (olurlar) ve onlar için elem dolu bir azap vardır.

Kovularak uzaklaştırılmış (olurlar) ve onlar için elem dolu bir azap vardır.

إِلَّا مَنۡ خَطِفَ ٱلۡخَطۡفَةَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابٞ ثَاقِبٞ

Ancak bir (söz) çalıp kapan olursa onu da parlak bir ateş izler.

Ancak bir (söz) çalıp kapan olursa onu da parlak bir ateş izler.

فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَهُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَم مَّنۡ خَلَقۡنَآۚ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّن طِينٖ لَّازِبِۭ

Şimdi onlara sor: “Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı?” Doğrusu biz onları, yapışkan bir çamurdan yarattık.

Şimdi onlara sor: “Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız mı?” Doğrusu biz onları, yapışkan bir çamurdan yarattık.

بَلۡ عَجِبۡتَ وَيَسۡخَرُونَ

Hayır, sen şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.

Hayır, sen şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.

وَإِذَا ذُكِّرُواْ لَا يَذۡكُرُونَ

Kendilerine öğüt verildiğinde öğüt almazlar.

Kendilerine öğüt verildiğinde öğüt almazlar.

وَإِذَا رَأَوۡاْ ءَايَةٗ يَسۡتَسۡخِرُونَ

Bir ayet (mucize) gördüklerinde alaya alırlar.

Bir ayet (mucize) gördüklerinde alaya alırlar.

وَقَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرٞ مُّبِينٌ

"Bu, ancak apaçık bir büyüdür." derler.

"Bu, ancak apaçık bir büyüdür." derler.

أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ

"Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı gerçekten biz mi diriltileceğiz?

"Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı gerçekten biz mi diriltileceğiz?

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ

“Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”

“Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”

قُلۡ نَعَمۡ وَأَنتُمۡ دَٰخِرُونَ

De ki: “Evet! Hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

De ki: “Evet! Hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةٞ وَٰحِدَةٞ فَإِذَا هُمۡ يَنظُرُونَ

Çünkü o, korkunç bir sesten ibarettir. O zaman etrafa bakıp dururlar.

Çünkü o, korkunç bir sesten ibarettir. O zaman etrafa bakıp dururlar.

وَقَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا هَٰذَا يَوۡمُ ٱلدِّينِ

"Eyvah bize! İşte bu, hesap günüdür." derler.

"Eyvah bize! İşte bu, hesap günüdür." derler.

هَٰذَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

“İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür.” denilir.

“İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür.” denilir.

۞ ٱحۡشُرُواْ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ وَأَزۡوَٰجَهُمۡ وَمَا كَانُواْ يَعۡبُدُونَ

Zalimleri, onların eşlerini ve tapmakta olduklarını toplayın.

Zalimleri, onların eşlerini ve tapmakta olduklarını toplayın.

مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهۡدُوهُمۡ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡجَحِيمِ

Allah'tan başka (ibadet etmiş olduklarını) Cehennem yoluna iletin!

Allah'tan başka (ibadet etmiş olduklarını) Cehennem yoluna iletin!

وَقِفُوهُمۡۖ إِنَّهُم مَّسۡـُٔولُونَ

Durdurun onları; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

Durdurun onları; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

مَا لَكُمۡ لَا تَنَاصَرُونَ

Size ne oldu da birbirinize yardım etmiyorsunuz?

Size ne oldu da birbirinize yardım etmiyorsunuz?

بَلۡ هُمُ ٱلۡيَوۡمَ مُسۡتَسۡلِمُونَ

Hayır! Onlar, bugün tamamen teslim olmuşlardır.

Hayır! Onlar, bugün tamamen teslim olmuşlardır.

وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ

Birbirlerine dönüp sorarlar.

Birbirlerine dönüp sorarlar.

قَالُوٓاْ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَأۡتُونَنَا عَنِ ٱلۡيَمِينِ

"Siz, bize sağdan geliyordunuz." derler.

"Siz, bize sağdan geliyordunuz." derler.

قَالُواْ بَل لَّمۡ تَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ

Diğerleri de derler ki: "Hayır! Siz iman eden kimseler değildiniz."

Diğerleri de derler ki: "Hayır! Siz iman eden kimseler değildiniz."

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنِۭۖ بَلۡ كُنتُمۡ قَوۡمٗا طَٰغِينَ

Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı bir gücümüz yoktu. Fakat siz, zaten azgın bir toplum idiniz.

Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı bir gücümüz yoktu. Fakat siz, zaten azgın bir toplum idiniz.

فَحَقَّ عَلَيۡنَا قَوۡلُ رَبِّنَآۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

Artık Rabbimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti. Kesinlikle biz onu (azabı) tadacağız.

Artık Rabbimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti. Kesinlikle biz onu (azabı) tadacağız.

فَأَغۡوَيۡنَٰكُمۡ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ

Evet! Sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimseler idik.

Evet! Sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimseler idik.

فَإِنَّهُمۡ يَوۡمَئِذٖ فِي ٱلۡعَذَابِ مُشۡتَرِكُونَ

Hiç şüphe yok ki, o gün onlar azapta ortaktırlar.

Hiç şüphe yok ki, o gün onlar azapta ortaktırlar.

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِينَ

Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.

Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.

إِنَّهُمۡ كَانُوٓاْ إِذَا قِيلَ لَهُمۡ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسۡتَكۡبِرُونَ

Çünkü onlar, kendilerine; "Allah’tan başka (hak) ilah yoktur." denildiği zaman büyüklenirlerdi.

Çünkü onlar, kendilerine; "Allah’tan başka (hak) ilah yoktur." denildiği zaman büyüklenirlerdi.

وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓاْ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٖ مَّجۡنُونِۭ

"Bir mecnun şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?" derlerdi.

"Bir mecnun şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?" derlerdi.

بَلۡ جَآءَ بِٱلۡحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Hayır! O, hakkı getirdi ve peygamberleri doğruladı.

Hayır! O, hakkı getirdi ve peygamberleri doğruladı.

إِنَّكُمۡ لَذَآئِقُواْ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَلِيمِ

Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.

Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.

وَمَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Ancak, Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

Ancak, Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ رِزۡقٞ مَّعۡلُومٞ

Onlar için bilinen rızıklar vardır.

Onlar için bilinen rızıklar vardır.

فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكۡرَمُونَ

Çeşitli meyveler. Onlar ikram edilenlerdir.

Çeşitli meyveler. Onlar ikram edilenlerdir.

فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Onlar, Nimet Cennetleri'ndedir.

Onlar, Nimet Cennetleri'ndedir.

عَلَىٰ سُرُرٖ مُّتَقَٰبِلِينَ

Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.

Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.

يُطَافُ عَلَيۡهِم بِكَأۡسٖ مِّن مَّعِينِۭ

Etraflarında pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

Etraflarında pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

بَيۡضَآءَ لَذَّةٖ لِّلشَّٰرِبِينَ

Bembeyazdır, içenlere lezzet verir.

Bembeyazdır, içenlere lezzet verir.

لَا فِيهَا غَوۡلٞ وَلَا هُمۡ عَنۡهَا يُنزَفُونَ

Onda ne baş dönmesi vardır, ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.

Onda ne baş dönmesi vardır, ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.

وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ عِينٞ

Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

كَأَنَّهُنَّ بَيۡضٞ مَّكۡنُونٞ

Sanki onlar örtülü yumurtalar gibi bembeyazdır.

Sanki onlar örtülü yumurtalar gibi bembeyazdır.

فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٖ يَتَسَآءَلُونَ

Birbirlerine dönüp sorarlar.

Birbirlerine dönüp sorarlar.

قَالَ قَآئِلٞ مِّنۡهُمۡ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٞ

İçlerinden biri; "Benim bir arkadaşım vardı." der.

İçlerinden biri; "Benim bir arkadaşım vardı." der.

يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُصَدِّقِينَ

Bana derdi ki: "Sen gerçekten tasdik edenlerden misin?"

Bana derdi ki: "Sen gerçekten tasdik edenlerden misin?"

أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

"Ölüp toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman yeniden mi diriltileceğiz?"

"Ölüp toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman yeniden mi diriltileceğiz?"

قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

(Cennet'e giren) Ona; "Ne olduğunu görüyor musunuz?" der.

(Cennet'e giren) Ona; "Ne olduğunu görüyor musunuz?" der.

فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِي سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ

Bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

Bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ

"Allah’a yemin ederim ki, sen neredeyse beni de helâk edecektin!" der.

"Allah’a yemin ederim ki, sen neredeyse beni de helâk edecektin!" der.

وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ

"Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (Cehennem'e) getirilenlerden olurdum."

"Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (Cehennem'e) getirilenlerden olurdum."

أَفَمَا نَحۡنُ بِمَيِّتِينَ

"Şimdi, artık biz ölmeyeceğiz değil mi?"

"Şimdi, artık biz ölmeyeceğiz değil mi?"

إِلَّا مَوۡتَتَنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ

"Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz?Bize azap edilmeyecek miymiş?"

"Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz?Bize azap edilmeyecek miymiş?"

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ

İşte bu, en büyük kurtuluştur.

İşte bu, en büyük kurtuluştur.

لِمِثۡلِ هَٰذَا فَلۡيَعۡمَلِ ٱلۡعَٰمِلُونَ

Çalışıp amel edenler, böylesi için çalışsınlar.

Çalışıp amel edenler, böylesi için çalışsınlar.

أَذَٰلِكَ خَيۡرٞ نُّزُلًا أَمۡ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ

(Nimet olarak) Bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

(Nimet olarak) Bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

إِنَّا جَعَلۡنَٰهَا فِتۡنَةٗ لِّلظَّٰلِمِينَ

Biz onu zalimler için bir fitne kıldık.

Biz onu zalimler için bir fitne kıldık.

إِنَّهَا شَجَرَةٞ تَخۡرُجُ فِيٓ أَصۡلِ ٱلۡجَحِيمِ

O, Cehennem'in dibinden çıkan bir ağaçtır.

O, Cehennem'in dibinden çıkan bir ağaçtır.

طَلۡعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ

Tomurcukları (ürünleri) sanki Şeytanlar'ın başları gibidir.

Tomurcukları (ürünleri) sanki Şeytanlar'ın başları gibidir.

فَإِنَّهُمۡ لَأٓكِلُونَ مِنۡهَا فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ

İşte onlar, bundan yerler ve karınlarını onunla doldururlar.

İşte onlar, bundan yerler ve karınlarını onunla doldururlar.

ثُمَّ إِنَّ لَهُمۡ عَلَيۡهَا لَشَوۡبٗا مِّنۡ حَمِيمٖ

Sonra, onlar için üzerine kaynar su katılmış içki vardır.

Sonra, onlar için üzerine kaynar su katılmış içki vardır.

ثُمَّ إِنَّ مَرۡجِعَهُمۡ لَإِلَى ٱلۡجَحِيمِ

Sonra da onların dönüşü yine Cehennem'edir.

Sonra da onların dönüşü yine Cehennem'edir.

إِنَّهُمۡ أَلۡفَوۡاْ ءَابَآءَهُمۡ ضَآلِّينَ

Onlar; babalarını, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

Onlar; babalarını, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

فَهُمۡ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمۡ يُهۡرَعُونَ

Kendileri de onların izlerinden koşturuluyorlardı.

Kendileri de onların izlerinden koşturuluyorlardı.

وَلَقَدۡ ضَلَّ قَبۡلَهُمۡ أَكۡثَرُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.

Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.

وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

Andolsun ki, onlar arasında uyarıp, korkutanlar göndermiştik.

Andolsun ki, onlar arasında uyarıp, korkutanlar göndermiştik.

فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِينَ

Uyarılanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

Uyarılanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

وَلَقَدۡ نَادَىٰنَا نُوحٞ فَلَنِعۡمَ ٱلۡمُجِيبُونَ

Andolsun, Nuh bize seslenmişti de ne güzel icâbet etmiştik!

Andolsun, Nuh bize seslenmişti de ne güzel icâbet etmiştik!

وَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ

Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

وَجَعَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلۡبَاقِينَ

Yalnız onun soyunu sürekli kıldık.

Yalnız onun soyunu sürekli kıldık.

وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ

Sonradan gelenler arasında onun için (güzel bir) nam bıraktık.

Sonradan gelenler arasında onun için (güzel bir) nam bıraktık.

سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٖ فِي ٱلۡعَٰلَمِينَ

Alemler içinde Nuh’a selam olsun!

Alemler içinde Nuh’a selam olsun!

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

Biz, iyilik yapan ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.

Biz, iyilik yapan ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.

إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Çünkü o, Mü’min kullarımızdan idi.

Çünkü o, Mü’min kullarımızdan idi.

ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ

Sonra ötekilerini suda boğduk.

Sonra ötekilerini suda boğduk.

۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبۡرَٰهِيمَ

Şüphesiz İbrahim de onun yolunda olanlardan idi.

Şüphesiz İbrahim de onun yolunda olanlardan idi.

إِذۡ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلۡبٖ سَلِيمٍ

Hani O, Rabbine (şirkten) selamette olan bir kalp ile gelmişti.

Hani O, Rabbine (şirkten) selamette olan bir kalp ile gelmişti.

إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَاذَا تَعۡبُدُونَ

Hani o, babasına ve kavmine; “Neye ibadet ediyorsunuz?” demişti.

Hani o, babasına ve kavmine; “Neye ibadet ediyorsunuz?” demişti.

أَئِفۡكًا ءَالِهَةٗ دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ

"Allah’tan başka uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"

"Allah’tan başka uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"

فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

“Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir?”

“Âlemlerin Rabbi hakkında zannınız nedir?”

فَنَظَرَ نَظۡرَةٗ فِي ٱلنُّجُومِ

Derken yıldızlara bir göz attı.

Derken yıldızlara bir göz attı.

فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٞ

“Ben hastayım.” dedi.

“Ben hastayım.” dedi.

فَتَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ مُدۡبِرِينَ

Arkalarını dönüp gittiler.

Arkalarını dönüp gittiler.

فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمۡ فَقَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ

Bunun üzerine gizlice onların ilahlarına varıp; “Yemek yemiyor musunuz?” dedi.

Bunun üzerine gizlice onların ilahlarına varıp; “Yemek yemiyor musunuz?” dedi.

مَا لَكُمۡ لَا تَنطِقُونَ

"Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?"

"Size ne oldu da konuşmuyorsunuz?"

فَرَاغَ عَلَيۡهِمۡ ضَرۡبَۢا بِٱلۡيَمِينِ

Sonra üzerlerine gelip sağ eliyle (kuvvetle) vurdu.

Sonra üzerlerine gelip sağ eliyle (kuvvetle) vurdu.

فَأَقۡبَلُوٓاْ إِلَيۡهِ يَزِفُّونَ

Bunun üzerine hemen koşarak kendisine geldiler.

Bunun üzerine hemen koşarak kendisine geldiler.

قَالَ أَتَعۡبُدُونَ مَا تَنۡحِتُونَ

İbrahim onlara: "Ellerinizle yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz?" dedi.

İbrahim onlara: "Ellerinizle yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz?" dedi.

وَٱللَّهُ خَلَقَكُمۡ وَمَا تَعۡمَلُونَ

Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.

Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.

قَالُواْ ٱبۡنُواْ لَهُۥ بُنۡيَٰنٗا فَأَلۡقُوهُ فِي ٱلۡجَحِيمِ

"Onun için bir bina yapın, onu alevli ateşin içine atın!" dediler.

"Onun için bir bina yapın, onu alevli ateşin içine atın!" dediler.

فَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيۡدٗا فَجَعَلۡنَٰهُمُ ٱلۡأَسۡفَلِينَ

Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en aşağılık kimseler kıldık.

Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en aşağılık kimseler kıldık.

وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهۡدِينِ

Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim. O, beni doğru yola iletecektir."

Dedi ki: "Ben Rabbime gideceğim. O, beni doğru yola iletecektir."

رَبِّ هَبۡ لِي مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

"Rabbim, bana salihlerden bir evlat bağışla."

"Rabbim, bana salihlerden bir evlat bağışla."

فَبَشَّرۡنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٖ

Biz de ona yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.

Biz de ona yumuşak huylu bir erkek çocuk müjdeledik.

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعۡيَ قَالَ يَٰبُنَيَّ إِنِّيٓ أَرَىٰ فِي ٱلۡمَنَامِ أَنِّيٓ أَذۡبَحُكَ فَٱنظُرۡ مَاذَا تَرَىٰۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفۡعَلۡ مَا تُؤۡمَرُۖ سَتَجِدُنِيٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ

Ne zaman ki o babasının yanı sıra yürümeye başlayınca dedi ki: “Oğulcağızım, gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak, artık sen ne düşünürsün?” Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”

Ne zaman ki o babasının yanı sıra yürümeye başlayınca dedi ki: “Oğulcağızım, gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak, artık sen ne düşünürsün?” Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”

فَلَمَّآ أَسۡلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلۡجَبِينِ

Böylece her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) alnı üstü yere yatırdı.

Böylece her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) alnı üstü yere yatırdı.

وَنَٰدَيۡنَٰهُ أَن يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ

Biz ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik.

Biz ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik.

قَدۡ صَدَّقۡتَ ٱلرُّءۡيَآۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

Sen rüyanı gerçekten tasdik ettin. Biz, iyileri böyle mükâfatlandırırız.

Sen rüyanı gerçekten tasdik ettin. Biz, iyileri böyle mükâfatlandırırız.

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلۡبَلَٰٓؤُاْ ٱلۡمُبِينُ

Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.

Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.

وَفَدَيۡنَٰهُ بِذِبۡحٍ عَظِيمٖ

Biz ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

Biz ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.

وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ

Sonradan gelenler arasında onun için (güzel bir) nam bıraktık.

Sonradan gelenler arasında onun için (güzel bir) nam bıraktık.

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ

İbrahim’e selam olsun!

İbrahim’e selam olsun!

كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

Biz, iyilik yapan ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.

Biz, iyilik yapan ihsan sahiplerini işte böyle ödüllendiririz.

إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Çünkü o, Mü’min kullarımızdan idi.

Çünkü o, Mü’min kullarımızdan idi.

وَبَشَّرۡنَٰهُ بِإِسۡحَٰقَ نَبِيّٗا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik.

Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik.

وَبَٰرَكۡنَا عَلَيۡهِ وَعَلَىٰٓ إِسۡحَٰقَۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحۡسِنٞ وَظَالِمٞ لِّنَفۡسِهِۦ مُبِينٞ

Onu ve İshak’ı mübarek kıldık. İkisinin soyundan iyi davranan da var, açıkça kendi nefsine zulmetmekte olan da.

Onu ve İshak’ı mübarek kıldık. İkisinin soyundan iyi davranan da var, açıkça kendi nefsine zulmetmekte olan da.

وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Andolsun ki, biz Musa'ya ve Harun'a da lütufta bulunduk.

Andolsun ki, biz Musa'ya ve Harun'a da lütufta bulunduk.

وَنَجَّيۡنَٰهُمَا وَقَوۡمَهُمَا مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِيمِ

Onları ve kavimlerini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Onları ve kavimlerini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.

وَنَصَرۡنَٰهُمۡ فَكَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ

Onlara yardım ettik. Böylece üstün gelenler onlar oldular.

Onlara yardım ettik. Böylece üstün gelenler onlar oldular.

وَءَاتَيۡنَٰهُمَا ٱلۡكِتَٰبَ ٱلۡمُسۡتَبِينَ

O ikisine apaçık olan kitabı verdik.

O ikisine apaçık olan kitabı verdik.

وَهَدَيۡنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلۡمُسۡتَقِيمَ

Her ikisini de doğru yola ilettik.

Her ikisini de doğru yola ilettik.

وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِمَا فِي ٱلۡأٓخِرِينَ

Sonradan gelenler arasında o ikisi için (güzel bir) nam bıraktık.

Sonradan gelenler arasında o ikisi için (güzel bir) nam bıraktık.

سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Musa ve Harun’a selam olsun!

Musa ve Harun’a selam olsun!

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

إِنَّهُمَا مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Çünkü o ikisi, Mü’min kullarımızdan idi.

Çünkü o ikisi, Mü’min kullarımızdan idi.

وَإِنَّ إِلۡيَاسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Muhakkak İlyas da gönderilmiş rasullerdendi.

Muhakkak İlyas da gönderilmiş rasullerdendi.

إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

Halkına şöyle demişti: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”

Halkına şöyle demişti: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”

أَتَدۡعُونَ بَعۡلٗا وَتَذَرُونَ أَحۡسَنَ ٱلۡخَٰلِقِينَ

"Yaratıcıların en iyisini bırakıp Ba’l (adlı puta) mi ibadet ediyorsunuz?"

"Yaratıcıların en iyisini bırakıp Ba’l (adlı puta) mi ibadet ediyorsunuz?"

ٱللَّهَ رَبَّكُمۡ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Sizin Rabbiniz de, geçmiş atalarınızın da Rabbi Allah'tır.

Sizin Rabbiniz de, geçmiş atalarınızın da Rabbi Allah'tır.

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ

Onu yalanladılar, bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.

Onu yalanladılar, bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ

Sonradan gelenler arasında (güzel bir) nam bıraktık.

Sonradan gelenler arasında (güzel bir) nam bıraktık.

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلۡ يَاسِينَ

İlyas’a selam olsun!

İlyas’a selam olsun!

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Çünkü o, Mü’min kullarımızdan idi.

Çünkü o, Mü’min kullarımızdan idi.

وَإِنَّ لُوطٗا لَّمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Şüphesiz Lut da gönderilmiş rasullerdendir.

Şüphesiz Lut da gönderilmiş rasullerdendir.

إِذۡ نَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ

Hani biz onu ve aile halkını birlikte kurtarmıştık.

Hani biz onu ve aile halkını birlikte kurtarmıştık.

إِلَّا عَجُوزٗا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ

Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan oldu.

Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan oldu.

ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ

Sonra diğerlerini helâk ettik.

Sonra diğerlerini helâk ettik.

وَإِنَّكُمۡ لَتَمُرُّونَ عَلَيۡهِم مُّصۡبِحِينَ

Siz, sabah vakti onların (diyarından) muhakkak geçip gidiyorsunuz.

Siz, sabah vakti onların (diyarından) muhakkak geçip gidiyorsunuz.

وَبِٱلَّيۡلِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ

Ve geceleyin (de onlara uğruyorsunuz). Yine de akıllanmayacak mısınız?

Ve geceleyin (de onlara uğruyorsunuz). Yine de akıllanmayacak mısınız?

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Muhakkak Yunus da gönderilmiş rasullerdendi.

Muhakkak Yunus da gönderilmiş rasullerdendi.

إِذۡ أَبَقَ إِلَى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ

Hani o, kaçıp yüklü bir gemiye binmişti.

Hani o, kaçıp yüklü bir gemiye binmişti.

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُدۡحَضِينَ

Kura çekmişler ve kaybedenlerden olmuştu.

Kura çekmişler ve kaybedenlerden olmuştu.

فَٱلۡتَقَمَهُ ٱلۡحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٞ

Derken onu balık yutmuştu, o kınanır bir davranışta bulunmuştu.

Derken onu balık yutmuştu, o kınanır bir davranışta bulunmuştu.

فَلَوۡلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُسَبِّحِينَ

Eğer o gerçekten tesbih edenlerden olmasaydı,

Eğer o gerçekten tesbih edenlerden olmasaydı,

لَلَبِثَ فِي بَطۡنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ

İnsanların tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

İnsanların tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

۞ فَنَبَذۡنَٰهُ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٞ

Biz de onu, hasta bir halde boş bir alana/sahile attık.

Biz de onu, hasta bir halde boş bir alana/sahile attık.

وَأَنۢبَتۡنَا عَلَيۡهِ شَجَرَةٗ مِّن يَقۡطِينٖ

Üzerine kabak türünden (gölge yapması için) bir ağaç bitirdik.

Üzerine kabak türünden (gölge yapması için) bir ağaç bitirdik.

وَأَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ مِاْئَةِ أَلۡفٍ أَوۡ يَزِيدُونَ

Sonra da onu, yüz bin kişiye hatta daha fazlasına gönderdik.

Sonra da onu, yüz bin kişiye hatta daha fazlasına gönderdik.

فَـَٔامَنُواْ فَمَتَّعۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ حِينٖ

Sonunda ona iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.

Sonunda ona iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.

فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَلِرَبِّكَ ٱلۡبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلۡبَنُونَ

Şimdi onlara sor: “Kız çocukları Rabbinin, erkek çocukları da kendilerinin midir?”

Şimdi onlara sor: “Kız çocukları Rabbinin, erkek çocukları da kendilerinin midir?”

أَمۡ خَلَقۡنَا ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثٗا وَهُمۡ شَٰهِدُونَ

Yoksa biz melekleri dişi olarak yarattık da onlar buna şahit mi oldular?

Yoksa biz melekleri dişi olarak yarattık da onlar buna şahit mi oldular?

أَلَآ إِنَّهُم مِّنۡ إِفۡكِهِمۡ لَيَقُولُونَ

İyi bilin ki onlar iftiralarından dolayı derler ki:

İyi bilin ki onlar iftiralarından dolayı derler ki:

وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمۡ لَكَٰذِبُونَ

“Allah doğurdu.” (diyorlar) Şüphesiz onlar elbette yalancıdırlar.

“Allah doğurdu.” (diyorlar) Şüphesiz onlar elbette yalancıdırlar.

أَصۡطَفَى ٱلۡبَنَاتِ عَلَى ٱلۡبَنِينَ

Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?

Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?

مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ

Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Düşünüp öğüt almaz mısınız?

Düşünüp öğüt almaz mısınız?

أَمۡ لَكُمۡ سُلۡطَٰنٞ مُّبِينٞ

Yoksa sizin çok açık bir deliliniz mi var?

Yoksa sizin çok açık bir deliliniz mi var?

فَأۡتُواْ بِكِتَٰبِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Eğer doğru söylüyorsanız, haydi kitabınızı getirin.

Eğer doğru söylüyorsanız, haydi kitabınızı getirin.

وَجَعَلُواْ بَيۡنَهُۥ وَبَيۡنَ ٱلۡجِنَّةِ نَسَبٗاۚ وَلَقَدۡ عَلِمَتِ ٱلۡجِنَّةُ إِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ

Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Andolsun ki, melekler de (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Andolsun ki, melekler de (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Allah; onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.

Allah; onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.

إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

فَإِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ

Artık ne siz ne de ibadet ettikleriniz;

Artık ne siz ne de ibadet ettikleriniz;

مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ بِفَٰتِنِينَ

O'na karşı hiç kimseyi fitneye düşüremezsiniz.

O'na karşı hiç kimseyi fitneye düşüremezsiniz.

إِلَّا مَنۡ هُوَ صَالِ ٱلۡجَحِيمِ

Ancak Cehennem'e girecek olanlar müstesna.

Ancak Cehennem'e girecek olanlar müstesna.

وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٞ مَّعۡلُومٞ

(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”

(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”

وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلصَّآفُّونَ

Muhakkak biz saf saf duranlarız.

Muhakkak biz saf saf duranlarız.

وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡمُسَبِّحُونَ

Ve şüphesiz biz tesbih edenleriz.

Ve şüphesiz biz tesbih edenleriz.

وَإِن كَانُواْ لَيَقُولُونَ

Muhakkak onlar şöyle diyorlardı:

Muhakkak onlar şöyle diyorlardı:

لَوۡ أَنَّ عِندَنَا ذِكۡرٗا مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

“Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”

“Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”

لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

“Gerçekten bizler de, Allah'ın muhlis olan kullarından olurduk.”

“Gerçekten bizler de, Allah'ın muhlis olan kullarından olurduk.”

فَكَفَرُواْ بِهِۦۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ

Fakat ona (iman etmeyip) kâfir oldular, ileride (küfürlerinin akıbetini) bilecekler.

Fakat ona (iman etmeyip) kâfir oldular, ileride (küfürlerinin akıbetini) bilecekler.

وَلَقَدۡ سَبَقَتۡ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

إِنَّهُمۡ لَهُمُ ٱلۡمَنصُورُونَ

“Onlara mutlaka yardım edilecektir.”

“Onlara mutlaka yardım edilecektir.”

وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلۡغَٰلِبُونَ

Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur.

Ve galip gelecek olanlar, mutlaka bizim ordumuzdur.

فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينٖ

Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

وَأَبۡصِرۡهُمۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ

(Başlarına geleceğini) gözetle. Nitekim onlar da yakında görecekler.

(Başlarına geleceğini) gözetle. Nitekim onlar da yakında görecekler.

أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ

Yoksa azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?

Yoksa azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمۡ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلۡمُنذَرِينَ

Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman, uyarılıp korkutulanların sabahı pek de kötü olacak!

Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman, uyarılıp korkutulanların sabahı pek de kötü olacak!

وَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينٖ

Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

وَأَبۡصِرۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ

Ve (başlarına geleceği) gözetle. Nitekim onlar da yakında görecekler.

Ve (başlarına geleceği) gözetle. Nitekim onlar da yakında görecekler.

سُبۡحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلۡعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Üstünlük (izzet) sahibi Rabbin onların nitelemelerinden münezzehtir.

Üstünlük (izzet) sahibi Rabbin onların nitelemelerinden münezzehtir.

وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Gönderilmiş resûllere selam olsun.

Gönderilmiş resûllere selam olsun.

وَٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Footer Include