Header Include

ترکۍ ژباړه - د راواد الترجمې مرکز

ترکۍ ژبې ته د قرآن کریم د معناګانو ژباړه، ژباړوونکی: د رواد الترجمې مرکز ډله د دار الاسلام ویب پاڼي سره په همکارۍ WWW.ISLAMHOUSE.COM. کال ۱۴۴۰.

QR Code https://quran.islamcontent.com/ps/turkish_rwwad

إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ

Kıyamet koptuğu zaman.

Kıyamet koptuğu zaman.

لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ

Onun gerçekleşmesine artık yalan diyecek yoktur.

Onun gerçekleşmesine artık yalan diyecek yoktur.

خَافِضَةٞ رَّافِعَةٌ

O; alçaltıcı, yükselticidir.

O; alçaltıcı, yükselticidir.

إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجّٗا

Yer şiddetle sarsılınca.

Yer şiddetle sarsılınca.

وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسّٗا

Dağlar paramparça olduğunda.

Dağlar paramparça olduğunda.

فَكَانَتۡ هَبَآءٗ مُّنۢبَثّٗا

Derken toz toprak halinde dağılıp savrulduğu zaman.

Derken toz toprak halinde dağılıp savrulduğu zaman.

وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجٗا ثَلَٰثَةٗ

Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman.

Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman.

فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ

Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ

Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

(Hayırda) önde olanlar, öncülerdir.

(Hayırda) önde olanlar, öncülerdir.

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ

İşte onlar, yakınlaştırılmış olanlardır.

İşte onlar, yakınlaştırılmış olanlardır.

فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Onlar Naim Cennetleri'ndedirler.

Onlar Naim Cennetleri'ndedirler.

ثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Bir çoğu öncekilerdendir.

Bir çoğu öncekilerdendir.

وَقَلِيلٞ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ

Birazı da sonrakilerdendir.

Birazı da sonrakilerdendir.

عَلَىٰ سُرُرٖ مَّوۡضُونَةٖ

(Altın ile) işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

(Altın ile) işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ

Karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.

Karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.

يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنٞ مُّخَلَّدُونَ

Onların etrafında ölümsüz genç hizmetçiler dolaşır.

Onların etrafında ölümsüz genç hizmetçiler dolaşır.

بِأَكۡوَابٖ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسٖ مِّن مَّعِينٖ

Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler.

Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler.

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ

Ondan başları da ağrımaz ve akılları da giderilmez.

Ondan başları da ağrımaz ve akılları da giderilmez.

وَفَٰكِهَةٖ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

Beğendikleri meyveler.

Beğendikleri meyveler.

وَلَحۡمِ طَيۡرٖ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ

Canlarının çektiği kuş etleri.

Canlarının çektiği kuş etleri.

وَحُورٌ عِينٞ

Ve iri gözlü huriler.

Ve iri gözlü huriler.

كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ

Saklı inciler gibi.

Saklı inciler gibi.

جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ

İşledikleri amellere karşılık olarak (verilir.)

İşledikleri amellere karşılık olarak (verilir.)

لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوٗا وَلَا تَأۡثِيمًا

Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

إِلَّا قِيلٗا سَلَٰمٗا سَلَٰمٗا

Söylenen; yalnızca "Selâm, selâm!" dır.

Söylenen; yalnızca "Selâm, selâm!" dır.

وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ

Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

Sağdakiler, (ne mutlu) o sağdakilere!

فِي سِدۡرٖ مَّخۡضُودٖ

Dikensiz sedir ağaçlarında.

Dikensiz sedir ağaçlarında.

وَطَلۡحٖ مَّنضُودٖ

Salkım salkım muz ağaçlarında.

Salkım salkım muz ağaçlarında.

وَظِلّٖ مَّمۡدُودٖ

Uzamış gölgeler.

Uzamış gölgeler.

وَمَآءٖ مَّسۡكُوبٖ

Çağlayarak akan sular.

Çağlayarak akan sular.

وَفَٰكِهَةٖ كَثِيرَةٖ

Bir çok meyveler.

Bir çok meyveler.

لَّا مَقۡطُوعَةٖ وَلَا مَمۡنُوعَةٖ

Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan.

Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan.

وَفُرُشٖ مَّرۡفُوعَةٍ

Ve yüksek döşekler içindedirler.

Ve yüksek döşekler içindedirler.

إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءٗ

Biz, o hurileri yeni bir yaratılışla yarattık.

Biz, o hurileri yeni bir yaratılışla yarattık.

فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا

Onları bakireler kıldık.

Onları bakireler kıldık.

عُرُبًا أَتۡرَابٗا

Eşlerine düşkün ve yaşıt.

Eşlerine düşkün ve yaşıt.

لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Sağ taraftakiler için.

Sağ taraftakiler için.

ثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Bir çoğu öncekilerden.

Bir çoğu öncekilerden.

وَثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ

Bir çoğu da sonrakilerdendir.

Bir çoğu da sonrakilerdendir.

وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!

فِي سَمُومٖ وَحَمِيمٖ

İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde.

İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde.

وَظِلّٖ مِّن يَحۡمُومٖ

Simsiyah bir duman gölgesinde.

Simsiyah bir duman gölgesinde.

لَّا بَارِدٖ وَلَا كَرِيمٍ

Ne bir serinlik, ne de bir güzellik!

Ne bir serinlik, ne de bir güzellik!

إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ

Çünkü onlar, bundan önce (arzularının hoşuna giden şeyler içinde) şımarmış kimselerdi.

Çünkü onlar, bundan önce (arzularının hoşuna giden şeyler içinde) şımarmış kimselerdi.

وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ

Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ

"Biz ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar mı dirileceğiz?" diyorlardı.

"Biz ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar mı dirileceğiz?" diyorlardı.

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ

"Daha önceki atalarımız da mı?"

"Daha önceki atalarımız da mı?"

قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ

De ki: "Hem öncekiler, hem sonrakiler."

De ki: "Hem öncekiler, hem sonrakiler."

لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ

Belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya getirileceksiniz.

Belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya getirileceksiniz.

ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ

Sonra gerçekten sizler ey sapıklar, yalanlayıcılar!

Sonra gerçekten sizler ey sapıklar, yalanlayıcılar!

لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرٖ مِّن زَقُّومٖ

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ

Karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız.

Karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız.

فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ

Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ

Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz.

Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz.

هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ

İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ

Sizi biz yarattık. (Tekrardan yaratılışı) tasdik etmeniz gerekmez mi ?

Sizi biz yarattık. (Tekrardan yaratılışı) tasdik etmeniz gerekmez mi ?

أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ

Akıttığınız meniyi gördünüz mü?

Akıttığınız meniyi gördünüz mü?

ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ

Onu siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa yaratan biz miyiz?

Onu siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa yaratan biz miyiz?

نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ

Aranızda ölümü takdir eden biziz. Bizler aciz de değiliz.

Aranızda ölümü takdir eden biziz. Bizler aciz de değiliz.

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ

Yerinize benzerlerinizi getirip, değiştirmek ve sizi bilemediğiniz bir şekilde yeniden yaratmak hususunda.

Yerinize benzerlerinizi getirip, değiştirmek ve sizi bilemediğiniz bir şekilde yeniden yaratmak hususunda.

وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ

Andolsun ki ilk yaratmayı bildiniz. O halde düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?

Andolsun ki ilk yaratmayı bildiniz. O halde düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?

أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ

Ektiğiniz şeyleri gördünüz mü?

Ektiğiniz şeyleri gördünüz mü?

ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

Onu siz mi bitiriyorsunuz? Yoksa bitiren biz miyiz?

Onu siz mi bitiriyorsunuz? Yoksa bitiren biz miyiz?

لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمٗا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ

Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık; siz de şaşırıp kalırdınız.

Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık; siz de şaşırıp kalırdınız.

إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ

"Muhakkak biz, çok ziyandayız!"

"Muhakkak biz, çok ziyandayız!"

بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ

"Daha doğrusu biz yoksul bırakıldık (dersiniz)."

"Daha doğrusu biz yoksul bırakıldık (dersiniz)."

أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ

İçtiğiniz suyu gördünüz mü?

İçtiğiniz suyu gördünüz mü?

ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ

Onu buluttan siz mi indirdiniz? Yoksa indiren biz miyiz?

Onu buluttan siz mi indirdiniz? Yoksa indiren biz miyiz?

لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجٗا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ

Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ

Tutuşturup, yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?

Tutuşturup, yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?

ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ

Onun ağacını siz mi yarattınız? Yoksa yaratan biz miyiz?

Onun ağacını siz mi yarattınız? Yoksa yaratan biz miyiz?

نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةٗ وَمَتَٰعٗا لِّلۡمُقۡوِينَ

Biz onu, bir ibret ve gelip geçen yolcuların istifadesi için yarattık.

Biz onu, bir ibret ve gelip geçen yolcuların istifadesi için yarattık.

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

۞ فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

Yıldızların yerlerine yemin ederim ki!

Yıldızların yerlerine yemin ederim ki!

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٞ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ

Eğer bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir.

Eğer bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir.

إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانٞ كَرِيمٞ

Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır.

Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır.

فِي كِتَٰبٖ مَّكۡنُونٖ

Gizli/korunmuş bir kitaptadır.

Gizli/korunmuş bir kitaptadır.

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ

Ona ancak temizlenmiş olanlar dokunabilir.

Ona ancak temizlenmiş olanlar dokunabilir.

تَنزِيلٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ

Şimdi siz, bu sözü mü yalanlıyorsunuz?

Şimdi siz, bu sözü mü yalanlıyorsunuz?

وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ

Onu yalanlayarak mı size verilen nimete şükrediyorsunuz?

Onu yalanlayarak mı size verilen nimete şükrediyorsunuz?

فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ

Hani can boğaza gelip dayandığında.

Hani can boğaza gelip dayandığında.

وَأَنتُمۡ حِينَئِذٖ تَنظُرُونَ

O vakit siz bakıp durursunuz.

O vakit siz bakıp durursunuz.

وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ

Biz; ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.

Biz; ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.

فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ

Madem ki (tekrardan dirilip) ceza görmeyecekmişsiniz.

Madem ki (tekrardan dirilip) ceza görmeyecekmişsiniz.

تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Eğer doğru söylüyor iseniz, onu (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize!

Eğer doğru söylüyor iseniz, onu (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize!

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ

Eğer o (ölen kişi), yakın kılınanlardan ise.

Eğer o (ölen kişi), yakın kılınanlardan ise.

فَرَوۡحٞ وَرَيۡحَانٞ وَجَنَّتُ نَعِيمٖ

Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim Cenneti vardır.

Ona rahatlık, güzel rızık ve Naim Cenneti vardır.

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Eğer o, sağdakilerden ise.

Eğer o, sağdakilerden ise.

فَسَلَٰمٞ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Ey sağdaki! Sana selam olsun!

Ey sağdaki! Sana selam olsun!

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

Eğer o, yalanlayan sapıklardan ise.

Eğer o, yalanlayan sapıklardan ise.

فَنُزُلٞ مِّنۡ حَمِيمٖ

İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ

Ve (onun sonu) Cehennem'e atılmaktır.

Ve (onun sonu) Cehennem'e atılmaktır.

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ

Şüphe yok ki, kesin gerçek işte budur.

Şüphe yok ki, kesin gerçek işte budur.

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!

O halde sen, Yüce Rabbinin adını tesbih et!
Footer Include