Header Include

Turkish translation - Shaaban Britsh

Translation of the Quran meanings into Turkish by Shaaban Britsh. Notice: Some referred translated verses corrected by Rowwad Translation Center. The original translation is available for suggestions, continuous evaluation and development.

QR Code https://quran.islamcontent.com/tr/turkish_shaban

عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ

(Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.

(Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.

أَن جَآءَهُ ٱلۡأَعۡمَىٰ

Ona gözleri görmeyen kimse geldi diye…

Ona gözleri görmeyen kimse geldi diye…

وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ

Ne bilirsin belki o, arınacaktır.

Ne bilirsin belki o, arınacaktır.

أَوۡ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكۡرَىٰٓ

Veya öğüt alacak da öğüt ona fayda verecektir.

Veya öğüt alacak da öğüt ona fayda verecektir.

أَمَّا مَنِ ٱسۡتَغۡنَىٰ

Ama, kendisini ihtiyaçsız görene.

Ama, kendisini ihtiyaçsız görene.

فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ

Sen, yöneliyorsun ona.

Sen, yöneliyorsun ona.

وَمَا عَلَيۡكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ

Arınmamasından sen sorumlu değilsin!

Arınmamasından sen sorumlu değilsin!

وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسۡعَىٰ

Ama, sana koşarak gelen,

Ama, sana koşarak gelen,

وَهُوَ يَخۡشَىٰ

Ve korkarak.

Ve korkarak.

فَأَنتَ عَنۡهُ تَلَهَّىٰ

Sen ise ilgilenmiyorsun.

Sen ise ilgilenmiyorsun.

كَلَّآ إِنَّهَا تَذۡكِرَةٞ

Hayır! (Şunu iyi bil ki) şüphesiz bu bir öğüttür.

Hayır! (Şunu iyi bil ki) şüphesiz bu bir öğüttür.

فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ

Dileyen kimse düşünüp, öğüt alır.

Dileyen kimse düşünüp, öğüt alır.

فِي صُحُفٖ مُّكَرَّمَةٖ

Şerefli sahifelerde.

Şerefli sahifelerde.

مَّرۡفُوعَةٖ مُّطَهَّرَةِۭ

Yükseltilmiş ve tertemiz.

Yükseltilmiş ve tertemiz.

بِأَيۡدِي سَفَرَةٖ

Elçilerin ellerinde.

Elçilerin ellerinde.

كِرَامِۭ بَرَرَةٖ

Şerefli ve tertemiz/itaatkar.

Şerefli ve tertemiz/itaatkar.

قُتِلَ ٱلۡإِنسَٰنُ مَآ أَكۡفَرَهُۥ

Kahrolası (kâfir) insan ne de çok kâfirdir!

Kahrolası (kâfir) insan ne de çok kâfirdir!

مِنۡ أَيِّ شَيۡءٍ خَلَقَهُۥ

Allah, onu hangi şeyden yarattı?

Allah, onu hangi şeyden yarattı?

مِن نُّطۡفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ

Bir sperm damlasından onu yaratıp, (aşamalardan geçirerek) biçime koydu.

Bir sperm damlasından onu yaratıp, (aşamalardan geçirerek) biçime koydu.

ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ

Sonra da ona yolu kolaylaştırdı.

Sonra da ona yolu kolaylaştırdı.

ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقۡبَرَهُۥ

Sonra onu öldürüp kabre koydu.

Sonra onu öldürüp kabre koydu.

ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ

Sonra, onu dilediği zaman yeniden diriltecek.

Sonra, onu dilediği zaman yeniden diriltecek.

كَلَّا لَمَّا يَقۡضِ مَآ أَمَرَهُۥ

Hayır! Buna rağmen henüz onun emrini yerine getirmedi.

Hayır! Buna rağmen henüz onun emrini yerine getirmedi.

فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ

İnsan yemeğine bir baksın.

İnsan yemeğine bir baksın.

أَنَّا صَبَبۡنَا ٱلۡمَآءَ صَبّٗا

Ki, biz suyu döktükçe döktük.

Ki, biz suyu döktükçe döktük.

ثُمَّ شَقَقۡنَا ٱلۡأَرۡضَ شَقّٗا

Sonra yeri yardıkça yardık.

Sonra yeri yardıkça yardık.

فَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا حَبّٗا

Ve orada taneler bitirdik.

Ve orada taneler bitirdik.

وَعِنَبٗا وَقَضۡبٗا

Üzümler, yoncalar.

Üzümler, yoncalar.

وَزَيۡتُونٗا وَنَخۡلٗا

Zeytinler, hurmalar.

Zeytinler, hurmalar.

وَحَدَآئِقَ غُلۡبٗا

İri ağaçlı bahçeler.

İri ağaçlı bahçeler.

وَفَٰكِهَةٗ وَأَبّٗا

Meyveler ve otlaklar.

Meyveler ve otlaklar.

مَّتَٰعٗا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ

Sizin ve hayvanlarınız için bir meta olarak.

Sizin ve hayvanlarınız için bir meta olarak.

فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ

O büyük gürültü geldiği zaman,

O büyük gürültü geldiği zaman,

يَوۡمَ يَفِرُّ ٱلۡمَرۡءُ مِنۡ أَخِيهِ

O gün kişi kardeşinden kaçar.

O gün kişi kardeşinden kaçar.

وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ

Anasından, babasından.

Anasından, babasından.

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ

Eşinden ve evladından.

Eşinden ve evladından.

لِكُلِّ ٱمۡرِيٕٖ مِّنۡهُمۡ يَوۡمَئِذٖ شَأۡنٞ يُغۡنِيهِ

O gün herkes için kendine yetecek bir işi vardır.

O gün herkes için kendine yetecek bir işi vardır.

وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ مُّسۡفِرَةٞ

Yüzler vardır o gün apaydınlık.

Yüzler vardır o gün apaydınlık.

ضَاحِكَةٞ مُّسۡتَبۡشِرَةٞ

Güleç ve neşeli.

Güleç ve neşeli.

وَوُجُوهٞ يَوۡمَئِذٍ عَلَيۡهَا غَبَرَةٞ

Yüzler vardır o gün, üzeri tozlu.

Yüzler vardır o gün, üzeri tozlu.

تَرۡهَقُهَا قَتَرَةٌ

Karartı bürümüş.

Karartı bürümüş.

أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَفَرَةُ ٱلۡفَجَرَةُ

İşte onlar, kâfirler ve facirler onlardır.

İşte onlar, kâfirler ve facirler onlardır.
Footer Include