Header Include

الترجمة التركية - د. علي أوزك وآخرون

ترجمة معاني القرآن الكريم إلى اللغة التركية، ترجمها مجموعة من العلماء. تم تصويبها بإشراف مركز رواد الترجمة، ويتاح الإطلاع على الترجمة الأصلية لغرض إبداء الرأي والتقييم والتطوير المستمر.

QR Code https://quran.islamcontent.com/ar/turkish_shahin

سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابٖ وَاقِعٖ

Birisi, gelecek azabı istedi!

Birisi, gelecek azabı istedi!

لِّلۡكَٰفِرِينَ لَيۡسَ لَهُۥ دَافِعٞ

İnkârcılara olan ve hiç kimsenin savamayacağı,

İnkârcılara olan ve hiç kimsenin savamayacağı,

مِّنَ ٱللَّهِ ذِي ٱلۡمَعَارِجِ

yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından

yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından

تَعۡرُجُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمٖ كَانَ مِقۡدَارُهُۥ خَمۡسِينَ أَلۡفَ سَنَةٖ

Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.

Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.

فَٱصۡبِرۡ صَبۡرٗا جَمِيلًا

(Rasûlüm!) Şimdi sen güzelce sabret.

(Rasûlüm!) Şimdi sen güzelce sabret.

إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدٗا

Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.

Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.

وَنَرَىٰهُ قَرِيبٗا

Biz ise onu yakın görmekteyiz.

Biz ise onu yakın görmekteyiz.

يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ

O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur.

O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur.

وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِ

Dağlar da atılmış yüne döner.

Dağlar da atılmış yüne döner.

وَلَا يَسۡـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمٗا

Dost, dostu sormaz. 

Dost, dostu sormaz. 

يُبَصَّرُونَهُمۡۚ يَوَدُّ ٱلۡمُجۡرِمُ لَوۡ يَفۡتَدِي مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِئِذِۭ بِبَنِيهِ

Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, hepsini fidye olarak versin de

Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, hepsini fidye olarak versin de

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ

karısını, kardeşini,

karısını, kardeşini,

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِ

kendisini koruyup barındıran

kendisini koruyup barındıran

وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعٗا ثُمَّ يُنجِيهِ

tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa, tek kendini kurtarsın.

tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa, tek kendini kurtarsın.

كَلَّآۖ إِنَّهَا لَظَىٰ

Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o (cehennem) alevlenen bir ateştir.

Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o (cehennem) alevlenen bir ateştir.

نَزَّاعَةٗ لِّلشَّوَىٰ

Derileri kavurup soyar.

Derileri kavurup soyar.

تَدۡعُواْ مَنۡ أَدۡبَرَ وَتَوَلَّىٰ

Yüz çevirip geri dönen, kimseyi (kendine) çağırır!

Yüz çevirip geri dönen, kimseyi (kendine) çağırır!

وَجَمَعَ فَأَوۡعَىٰٓ

(servet) toplayıp yığan.

(servet) toplayıp yığan.

۞ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.

Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعٗا

Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.

Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا

Ona imkân verildiğinde ise pinti kesilir.

Ona imkân verildiğinde ise pinti kesilir.

إِلَّا ٱلۡمُصَلِّينَ

Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar,

Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar,

ٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ دَآئِمُونَ

ki onlar namazlarında devamlıdırlar (ihmal göstermezler);

ki onlar namazlarında devamlıdırlar (ihmal göstermezler);

وَٱلَّذِينَ فِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقّٞ مَّعۡلُومٞ

mallarında, kalmışa belli bir hak tanıyanlar;

mallarında, kalmışa belli bir hak tanıyanlar;

لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ

isteyene ve (isteyemediği için) mahrum,

isteyene ve (isteyemediği için) mahrum,

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ

ceza (ve hesap) gününün doğruluğuna inananlar;

ceza (ve hesap) gününün doğruluğuna inananlar;

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشۡفِقُونَ

Rablerinin azabından korkanlar,

Rablerinin azabından korkanlar,

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَأۡمُونٖ

ki Rablerinin azabı(na karşı) emin olunamaz;

ki Rablerinin azabı(na karşı) emin olunamaz;

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ

ırzlarını koruyanlar,

ırzlarını koruyanlar,

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ

ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz.

ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz.

فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ

Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir.

Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir.

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ

Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler;

Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler;

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَ

Şahitliklerini (dosdoğru) yapanlar;

Şahitliklerini (dosdoğru) yapanlar;

وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ

Namazlarını koruyanlar;

Namazlarını koruyanlar;

أُوْلَٰٓئِكَ فِي جَنَّٰتٖ مُّكۡرَمُونَ

işte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

işte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهۡطِعِينَ

(Rasûlüm!) O kâfirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar.

(Rasûlüm!) O kâfirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar.

عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ

Bölük bölük sağından ve solundan.

Bölük bölük sağından ve solundan.

أَيَطۡمَعُ كُلُّ ٱمۡرِيٕٖ مِّنۡهُمۡ أَن يُدۡخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٖ

Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?

Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?

كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَ

Hayır (hiç ummasınlar!) Şüphesiz biz onları, kendilerinin de bildikleri şeyden yarattık (fakat ibret almadılar, imana gelmediler). 

Hayır (hiç ummasınlar!) Şüphesiz biz onları, kendilerinin de bildikleri şeyden yarattık (fakat ibret almadılar, imana gelmediler). 

فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَٰرِقِ وَٱلۡمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ

Şu halde (işin gerçeği) öyle (umdukları gibi) değil! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, bizim gücümüz yeter.

Şu halde (işin gerçeği) öyle (umdukları gibi) değil! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, bizim gücümüz yeter.

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرٗا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ

Şüphesiz onların yerine daha hayırlılarını getirmeye elbette kadiriz ve kimse bizim önümüze geçemez.

Şüphesiz onların yerine daha hayırlılarını getirmeye elbette kadiriz ve kimse bizim önümüze geçemez.

فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواْ وَيَلۡعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ

Ama sen onları (şimdilik) bırak da, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya dek dalsınlar, oynayadursunlar.

Ama sen onları (şimdilik) bırak da, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya dek dalsınlar, oynayadursunlar.

يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعٗا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبٖ يُوفِضُونَ

O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, bir halde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar.

O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, bir halde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar.

خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةٞۚ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ

Gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!

Gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!
Footer Include