Header Include

ترجمه ى ترکی - شعبان بریتش

ترجمه معانی قرآن کریم به زبان ترکی. مترجم: شعبان بریتش. اين ترجمه با سرپرستى مرکز رواد ترجمه تصحيح شده است. و امكان اطلاع يافتن بر ترجمه ى اصلى جهت اظهار نظر، ارزيابى و پيشرفت مستمر امكان پزير است.

QR Code https://quran.islamcontent.com/fa/turkish_shaban

حمٓ

Hâ mîm.

Hâ mîm.

وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ

Apaçık kitaba andolsun ki..

Apaçık kitaba andolsun ki..

إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ فِي لَيۡلَةٖ مُّبَٰرَكَةٍۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ

Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Biz, uyaranlarız.

Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Biz, uyaranlarız.

فِيهَا يُفۡرَقُ كُلُّ أَمۡرٍ حَكِيمٍ

O gece, her hikmetli iş ayrılır.

O gece, her hikmetli iş ayrılır.

أَمۡرٗا مِّنۡ عِندِنَآۚ إِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ

Tarafımızdan bir emir ile biz, (rasûller) gönderenleriz.

Tarafımızdan bir emir ile biz, (rasûller) gönderenleriz.

رَحۡمَةٗ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ

Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, herşeyi işitendir, bilendir.

Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, herşeyi işitendir, bilendir.

رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçekten bilenler iseniz.

Göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçekten bilenler iseniz.

لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ

O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir.

O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir.

بَلۡ هُمۡ فِي شَكّٖ يَلۡعَبُونَ

Fakat, onlar şüphe içinde oynayıp eğlenirler.

Fakat, onlar şüphe içinde oynayıp eğlenirler.

فَٱرۡتَقِبۡ يَوۡمَ تَأۡتِي ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٖ مُّبِينٖ

Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözle!

Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözle!

يَغۡشَى ٱلنَّاسَۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٞ

İnsanları bürür. Bu, acı bir azaptır.

İnsanları bürür. Bu, acı bir azaptır.

رَّبَّنَا ٱكۡشِفۡ عَنَّا ٱلۡعَذَابَ إِنَّا مُؤۡمِنُونَ

Rabbimiz! Azabı bizden kaldır, biz iman eden kimseleriz.

Rabbimiz! Azabı bizden kaldır, biz iman eden kimseleriz.

أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكۡرَىٰ وَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولٞ مُّبِينٞ

Nerede onlarda öğüt almak? Kendilerine apaçık bir rasûl gelmişti.

Nerede onlarda öğüt almak? Kendilerine apaçık bir rasûl gelmişti.

ثُمَّ تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَقَالُواْ مُعَلَّمٞ مَّجۡنُونٌ

Sonra ondan yüz çevirmişler ve: Öğretilmiş bir mecnun/deli demişlerdi.

Sonra ondan yüz çevirmişler ve: Öğretilmiş bir mecnun/deli demişlerdi.

إِنَّا كَاشِفُواْ ٱلۡعَذَابِ قَلِيلًاۚ إِنَّكُمۡ عَآئِدُونَ

Biz, azabı biraz kaldırırız, siz de tekrar dönersiniz.

Biz, azabı biraz kaldırırız, siz de tekrar dönersiniz.

يَوۡمَ نَبۡطِشُ ٱلۡبَطۡشَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ

Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.

Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.

۞ وَلَقَدۡ فَتَنَّا قَبۡلَهُمۡ قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَ وَجَآءَهُمۡ رَسُولٞ كَرِيمٌ

Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.

Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.

أَنۡ أَدُّوٓاْ إِلَيَّ عِبَادَ ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ

Allah’ın kullarını (İsrailoğulları'nı) bana bırakın/teslim edin. ben güvenilir bir peygamberim, demişti.

Allah’ın kullarını (İsrailoğulları'nı) bana bırakın/teslim edin. ben güvenilir bir peygamberim, demişti.

وَأَن لَّا تَعۡلُواْ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنِّيٓ ءَاتِيكُم بِسُلۡطَٰنٖ مُّبِينٖ

Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.

Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.

وَإِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمۡ أَن تَرۡجُمُونِ

Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.

Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.

وَإِن لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ لِي فَٱعۡتَزِلُونِ

Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.

Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوۡمٞ مُّجۡرِمُونَ

Musa: Bunlar, günahkâr bir toplumdur, diyerek Rabbine dua etmişti.

Musa: Bunlar, günahkâr bir toplumdur, diyerek Rabbine dua etmişti.

فَأَسۡرِ بِعِبَادِي لَيۡلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.

Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.

وَٱتۡرُكِ ٱلۡبَحۡرَ رَهۡوًاۖ إِنَّهُمۡ جُندٞ مُّغۡرَقُونَ

Denizi açık olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.

Denizi açık olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.

كَمۡ تَرَكُواْ مِن جَنَّٰتٖ وَعُيُونٖ

Onlar nice bahçeleri ve pınarları terkettiler.

Onlar nice bahçeleri ve pınarları terkettiler.

وَزُرُوعٖ وَمَقَامٖ كَرِيمٖ

Ekinleri güzel konakları...

Ekinleri güzel konakları...

وَنَعۡمَةٖ كَانُواْ فِيهَا فَٰكِهِينَ

İçinde eğlenip durdukları nimetleri...

İçinde eğlenip durdukları nimetleri...

كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ

İşte böyle... Onu bir başka topluma miras bıraktık.

İşte böyle... Onu bir başka topluma miras bıraktık.

فَمَا بَكَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَا كَانُواْ مُنظَرِينَ

Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.

Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.

وَلَقَدۡ نَجَّيۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ

İsrailoğulları'nı da alçaltıcı azaptan kurtarmıştık.

İsrailoğulları'nı da alçaltıcı azaptan kurtarmıştık.

مِن فِرۡعَوۡنَۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيٗا مِّنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ

Firavundan... Çünkü o, haddi ululuk taslayan bir kimse idi.

Firavundan... Çünkü o, haddi ululuk taslayan bir kimse idi.

وَلَقَدِ ٱخۡتَرۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ عِلۡمٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ

Onları bir ilim üzere alemler karşı seçkin kıldık.

Onları bir ilim üzere alemler karşı seçkin kıldık.

وَءَاتَيۡنَٰهُم مِّنَ ٱلۡأٓيَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٞاْ مُّبِينٌ

Onlara, içlerinde apaçık imtihanlar olan ayetler verdik.

Onlara, içlerinde apaçık imtihanlar olan ayetler verdik.

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ

Bunlar ise diyorlar ki:

Bunlar ise diyorlar ki:

إِنۡ هِيَ إِلَّا مَوۡتَتُنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُنشَرِينَ

Bir defa öldükten sonra başka bir şey yoktur. Biz, yeniden diriltilecek de değiliz.

Bir defa öldükten sonra başka bir şey yoktur. Biz, yeniden diriltilecek de değiliz.

فَأۡتُواْ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Doğru söyleyenler iseniz, haydi babalarımızı getirin.

Doğru söyleyenler iseniz, haydi babalarımızı getirin.

أَهُمۡ خَيۡرٌ أَمۡ قَوۡمُ تُبَّعٖ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ مُجۡرِمِينَ

Onlar mı hayırlı; yoksa Tubba halkı ve onlardan öncekiler mi? Biz, onları helak ettik. Çünkü suçlu idiler.

Onlar mı hayırlı; yoksa Tubba halkı ve onlardan öncekiler mi? Biz, onları helak ettik. Çünkü suçlu idiler.

وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ

Biz gökleri, yeri ve arasındakileri oyuncular olarak yaratmadık.

Biz gökleri, yeri ve arasındakileri oyuncular olarak yaratmadık.

مَا خَلَقۡنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ

Onları ancak hak ile yarattık. Fakat, onların çoğu bilmez.

Onları ancak hak ile yarattık. Fakat, onların çoğu bilmez.

إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ مِيقَٰتُهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Hüküm günü, onların hepsine söz verilen vakittir.

Hüküm günü, onların hepsine söz verilen vakittir.

يَوۡمَ لَا يُغۡنِي مَوۡلًى عَن مَّوۡلٗى شَيۡـٔٗا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ

O gün, dostun dosta hiçbir şekilde faydası olmaz. Onlara yardım da olunmaz.

O gün, dostun dosta hiçbir şekilde faydası olmaz. Onlara yardım da olunmaz.

إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Allah’ın merhamet ettikleri dışında. Çünkü O, çok güçlüdür, çok merhametlidir.

Allah’ın merhamet ettikleri dışında. Çünkü O, çok güçlüdür, çok merhametlidir.

إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ

Zakkum ağacı...

Zakkum ağacı...

طَعَامُ ٱلۡأَثِيمِ

Günahkârın yemeğidir.

Günahkârın yemeğidir.

كَٱلۡمُهۡلِ يَغۡلِي فِي ٱلۡبُطُونِ

Maden eriyiği gibi karınlarda kaynar durur.

Maden eriyiği gibi karınlarda kaynar durur.

كَغَلۡيِ ٱلۡحَمِيمِ

Kaynar suyun kaynadığı gibi...

Kaynar suyun kaynadığı gibi...

خُذُوهُ فَٱعۡتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ

Onu şiddetle tutun, Cehennem'in ortasına atın.

Onu şiddetle tutun, Cehennem'in ortasına atın.

ثُمَّ صُبُّواْ فَوۡقَ رَأۡسِهِۦ مِنۡ عَذَابِ ٱلۡحَمِيمِ

Sonra kaynar su azabından başından aşağı boşaltın.

Sonra kaynar su azabından başından aşağı boşaltın.

ذُقۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡكَرِيمُ

Tat bunu! Hani sen güçlü ve şerefliydin.

Tat bunu! Hani sen güçlü ve şerefliydin.

إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمۡتَرُونَ

İşte bu sizin hakkında şüphe ettiğiniz şeydir.

İşte bu sizin hakkında şüphe ettiğiniz şeydir.

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٖ

Takva sahipleri ise, onlar güvenli bir makamdadırlar.

Takva sahipleri ise, onlar güvenli bir makamdadırlar.

فِي جَنَّٰتٖ وَعُيُونٖ

Cennet'lerde ve pınarlarda...

Cennet'lerde ve pınarlarda...

يَلۡبَسُونَ مِن سُندُسٖ وَإِسۡتَبۡرَقٖ مُّتَقَٰبِلِينَ

Halis ipek ve parlak atlastan elbiseler giyerek, karşılıklı otururlar.

Halis ipek ve parlak atlastan elbiseler giyerek, karşılıklı otururlar.

كَذَٰلِكَ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينٖ

İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

يَدۡعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ

Orada güven içinde her meyveyi isterler.

Orada güven içinde her meyveyi isterler.

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلۡمَوۡتَ إِلَّا ٱلۡمَوۡتَةَ ٱلۡأُولَىٰۖ وَوَقَىٰهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ

İlk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Onlar cehennem azabından korunmuştur.

İlk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Onlar cehennem azabından korunmuştur.

فَضۡلٗا مِّن رَّبِّكَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ

Rabbinden bir lütuf olarak. İşte büyük kurtuluş budur.

Rabbinden bir lütuf olarak. İşte büyük kurtuluş budur.

فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ

Öğüt alsınlar diye onu senin dilin ile kolaylaştırdık.

Öğüt alsınlar diye onu senin dilin ile kolaylaştırdık.

فَٱرۡتَقِبۡ إِنَّهُم مُّرۡتَقِبُونَ

O halde bekle! Zaten onlar da bekliyorlar.

O halde bekle! Zaten onlar da bekliyorlar.
Footer Include