Header Include

وەرگێڕاوی تورکی - شعبان بريتش

وەرگێڕاوی ماناکانی قورئانی پیرۆز بۆ زمانی تورکی، وەرگێڕان: شەعبان بریتش، ئەم بڵاوکردنەوەیە بە سەرپەرشتیاری ناوەندی ڕواد بۆ وەرگێڕان، پیشاندانی وەرگێڕاوە سەرەکیەکە لەبەردەستە بۆ ڕا دەربڕین لە سەری وهەڵسەنگاندنی وپێشنیارکردنی پەرەپێدانی بەردەوام.

QR Code https://quran.islamcontent.com/ku/turkish_shaban

سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابٖ وَاقِعٖ

Dua eden biri, inecek azap hakkında dua ederek, (onu) istedi.

Dua eden biri, inecek azap hakkında dua ederek, (onu) istedi.

لِّلۡكَٰفِرِينَ لَيۡسَ لَهُۥ دَافِعٞ

Kâfirler için onu önleyecek hiç kimse yoktur.

Kâfirler için onu önleyecek hiç kimse yoktur.

مِّنَ ٱللَّهِ ذِي ٱلۡمَعَارِجِ

Üstün ve ulu Allah’tan (kimse koruyamaz).

Üstün ve ulu Allah’tan (kimse koruyamaz).

تَعۡرُجُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمٖ كَانَ مِقۡدَارُهُۥ خَمۡسِينَ أَلۡفَ سَنَةٖ

Melekler ve Ruh (Cebrail) süresi elli bin yıl olan bir günde ona yükselirler.

Melekler ve Ruh (Cebrail) süresi elli bin yıl olan bir günde ona yükselirler.

فَٱصۡبِرۡ صَبۡرٗا جَمِيلًا

Öyleyse sen, güzel bir sabırla sabret!

Öyleyse sen, güzel bir sabırla sabret!

إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدٗا

Onlar bunu uzak görüyorlar.

Onlar bunu uzak görüyorlar.

وَنَرَىٰهُ قَرِيبٗا

Biz ise onu yakın görüyoruz

Biz ise onu yakın görüyoruz

يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ

O gün, gök erimiş maden/kurşun gibi olur.

O gün, gök erimiş maden/kurşun gibi olur.

وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِ

Dağlar ise atılmış (uçuşan, hafif) yün gibi olur.

Dağlar ise atılmış (uçuşan, hafif) yün gibi olur.

وَلَا يَسۡـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمٗا

Hiçbir yakın bir yakınını soramaz.

Hiçbir yakın bir yakınını soramaz.

يُبَصَّرُونَهُمۡۚ يَوَدُّ ٱلۡمُجۡرِمُ لَوۡ يَفۡتَدِي مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِئِذِۭ بِبَنِيهِ

Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, fidye olarak vermek ister

Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, fidye olarak vermek ister

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ

Eşini ve kardeşini.

Eşini ve kardeşini.

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِ

Kendisini barındıran sülâlesini.

Kendisini barındıran sülâlesini.

وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعٗا ثُمَّ يُنجِيهِ

Ve yeryüzünde bulunan herkesi (fidye olarak vermek ister) ki kendini kurtarabilsin.

Ve yeryüzünde bulunan herkesi (fidye olarak vermek ister) ki kendini kurtarabilsin.

كَلَّآۖ إِنَّهَا لَظَىٰ

Asla! Şüphesiz o, alevlenen bir ateştir.

Asla! Şüphesiz o, alevlenen bir ateştir.

نَزَّاعَةٗ لِّلشَّوَىٰ

Deriyi yakıp kavurur.

Deriyi yakıp kavurur.

تَدۡعُواْ مَنۡ أَدۡبَرَ وَتَوَلَّىٰ

Çağırır hakka arkasını dönüp, yüz çevireni.

Çağırır hakka arkasını dönüp, yüz çevireni.

وَجَمَعَ فَأَوۡعَىٰٓ

Malını toplayıp yığanı…

Malını toplayıp yığanı…

۞ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

İnsan aç gözlü ve tez canlı olarak yaratılmıştır.

İnsan aç gözlü ve tez canlı olarak yaratılmıştır.

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعٗا

Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.

Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا

Bir iyilik dokununca da çok cimridir.

Bir iyilik dokununca da çok cimridir.

إِلَّا ٱلۡمُصَلِّينَ

Namaz kılanlar böyle değildir.

Namaz kılanlar böyle değildir.

ٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ دَآئِمُونَ

Onlar, namazlarında daimidirler.

Onlar, namazlarında daimidirler.

وَٱلَّذِينَ فِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقّٞ مَّعۡلُومٞ

Onların mallarında belli bir hak vardır.

Onların mallarında belli bir hak vardır.

لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ

İsteyene ve (istemekten utanıp) mahrum kalana.

İsteyene ve (istemekten utanıp) mahrum kalana.

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ

Onlar hesap gününü tasdik ederler.

Onlar hesap gününü tasdik ederler.

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشۡفِقُونَ

Rablerinin azabından korkarlar.

Rablerinin azabından korkarlar.

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَأۡمُونٖ

Gerçekten Rablerinin azabından güvende olunamaz.

Gerçekten Rablerinin azabından güvende olunamaz.

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ

Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir.

Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir.

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ

Ancak eşlerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı müstesna. Çünkü onlar kınanmaz.

Ancak eşlerine ve sahip oldukları cariyelerine karşı müstesna. Çünkü onlar kınanmaz.

فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ

Bundan ötesini arayanlar, işte onlar haddi aşmış olanlardır.

Bundan ötesini arayanlar, işte onlar haddi aşmış olanlardır.

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ

Onlar, emanetlerine ve sözlerine riayet ederler

Onlar, emanetlerine ve sözlerine riayet ederler

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَ

Onlar, şahitliklerini doğru olarak yerine getirirler.

Onlar, şahitliklerini doğru olarak yerine getirirler.

وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ

Onlar, namazlarını muhafaza ederler.

Onlar, namazlarını muhafaza ederler.

أُوْلَٰٓئِكَ فِي جَنَّٰتٖ مُّكۡرَمُونَ

Onlar, Cennetlerde ikram olunurlar.

Onlar, Cennetlerde ikram olunurlar.

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهۡطِعِينَ

(Ey Rasûl!) O kâfirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar?

(Ey Rasûl!) O kâfirlere ne oluyor ki, sana doğru koşuyorlar?

عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ

Sağdan soldan, bölük bölük gruplar halinde (oturup, seninle konuşuyorlar).

Sağdan soldan, bölük bölük gruplar halinde (oturup, seninle konuşuyorlar).

أَيَطۡمَعُ كُلُّ ٱمۡرِيٕٖ مِّنۡهُمۡ أَن يُدۡخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٖ

Yoksa onların her biri nimet Cennetlerine mi girdirileceğini ümit ediyor?

Yoksa onların her biri nimet Cennetlerine mi girdirileceğini ümit ediyor?

كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَ

Asla! Biz onları bildikleri şeyden yarattık.

Asla! Biz onları bildikleri şeyden yarattık.

فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَٰرِقِ وَٱلۡمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ

Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki gücümüz yeter.

Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki gücümüz yeter.

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرٗا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ

Şüphesiz bizim onların yerine daha iyilerini getirmeye... Bizim önümüze de geçilemez.

Şüphesiz bizim onların yerine daha iyilerini getirmeye... Bizim önümüze de geçilemez.

فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواْ وَيَلۡعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ

Bırak onları, kendilerine söz verilen gün gelinceye kadar dalıp, oynasınlar!

Bırak onları, kendilerine söz verilen gün gelinceye kadar dalıp, oynasınlar!

يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعٗا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبٖ يُوفِضُونَ

O gün onlar, (dünyada) ilahlara/putlara koştukları gibi kabirlerinden koşarak çıkarlar.

O gün onlar, (dünyada) ilahlara/putlara koştukları gibi kabirlerinden koşarak çıkarlar.

خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةٞۚ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ

Gözleri yere yıkılmış, (yüzlerini) zillet bürümüş İşte bu, onlara söz verilen gündür!

Gözleri yere yıkılmış, (yüzlerini) zillet bürümüş İşte bu, onlara söz verilen gündür!
Footer Include