Header Include

وەرگێڕاوی تورکی - ناوەندی ڕواد بۆ وەرگێڕان

وەرگێڕاوی ماناکانی قورئانی پیرۆز بۆ زمانی تورکی، وەرگێڕان: ناوەندی ڕواد بۆ وەرگێڕان بە هاوکاری ماڵپەڕی (دار الإسلام islamhouse.com). ساڵی 1440 ك.

QR Code https://quran.islamcontent.com/ku/turkish_rwwad

حمٓ

Hâ, Mîm.

Hâ, Mîm.

وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ

Apaçık kitaba andolsun ki.

Apaçık kitaba andolsun ki.

إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ فِي لَيۡلَةٖ مُّبَٰرَكَةٍۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ

Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Biz, uyaranlarız.

Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Biz, uyaranlarız.

فِيهَا يُفۡرَقُ كُلُّ أَمۡرٍ حَكِيمٍ

O gecede hikmetli her bir iş tarafımızdan bir emir ile ayrılır.

O gecede hikmetli her bir iş tarafımızdan bir emir ile ayrılır.

أَمۡرٗا مِّنۡ عِندِنَآۚ إِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ

Tarafımızdan bir emir olarak. Doğrusu biz, (rasûller) gönderenleriz.

Tarafımızdan bir emir olarak. Doğrusu biz, (rasûller) gönderenleriz.

رَحۡمَةٗ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ

Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O; her şeyi işitendir, bilendir.

Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O; her şeyi işitendir, bilendir.

رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçekten bilenler iseniz.

Göklerin, yerin ve arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçekten bilenler iseniz.

لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ

O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir.

O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir.

بَلۡ هُمۡ فِي شَكّٖ يَلۡعَبُونَ

Fakat, onlar şüphe içinde oynayıp eğlenirler.

Fakat, onlar şüphe içinde oynayıp eğlenirler.

فَٱرۡتَقِبۡ يَوۡمَ تَأۡتِي ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٖ مُّبِينٖ

Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözle!

Göğün apaçık bir duman getireceği günü gözle!

يَغۡشَى ٱلنَّاسَۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٞ

O insanları bürür. Bu, acı bir azaptır.

O insanları bürür. Bu, acı bir azaptır.

رَّبَّنَا ٱكۡشِفۡ عَنَّا ٱلۡعَذَابَ إِنَّا مُؤۡمِنُونَ

"Rabbimiz! Azabı bizden kaldır. Doğrusu biz iman eden kimseleriz. (derler)"

"Rabbimiz! Azabı bizden kaldır. Doğrusu biz iman eden kimseleriz. (derler)"

أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكۡرَىٰ وَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولٞ مُّبِينٞ

Nerede onlarda öğüt almak? Hâlbuki kendilerine apaçık bir rasûl gelmişti.

Nerede onlarda öğüt almak? Hâlbuki kendilerine apaçık bir rasûl gelmişti.

ثُمَّ تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَقَالُواْ مُعَلَّمٞ مَّجۡنُونٌ

Sonra ondan yüz çevirmişler ve: "Öğretilmiş bir mecnun/deli." demişlerdi.

Sonra ondan yüz çevirmişler ve: "Öğretilmiş bir mecnun/deli." demişlerdi.

إِنَّا كَاشِفُواْ ٱلۡعَذَابِ قَلِيلًاۚ إِنَّكُمۡ عَآئِدُونَ

Biz, bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz.

Biz, bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz.

يَوۡمَ نَبۡطِشُ ٱلۡبَطۡشَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ

Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.

Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.

۞ وَلَقَدۡ فَتَنَّا قَبۡلَهُمۡ قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَ وَجَآءَهُمۡ رَسُولٞ كَرِيمٌ

Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.

Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.

أَنۡ أَدُّوٓاْ إِلَيَّ عِبَادَ ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ

"Allah’ın kullarını (İsrailoğulları'nı) bana verin/teslim edin. Ben güvenilir bir peygamberim." demişti.

"Allah’ın kullarını (İsrailoğulları'nı) bana verin/teslim edin. Ben güvenilir bir peygamberim." demişti.

وَأَن لَّا تَعۡلُواْ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنِّيٓ ءَاتِيكُم بِسُلۡطَٰنٖ مُّبِينٖ

Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.

Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.

وَإِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمۡ أَن تَرۡجُمُونِ

Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.

Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.

وَإِن لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ لِي فَٱعۡتَزِلُونِ

Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.

Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوۡمٞ مُّجۡرِمُونَ

Musa: "Bunlar, günahkâr bir toplumdur." diyerek Rabbine dua etmişti.

Musa: "Bunlar, günahkâr bir toplumdur." diyerek Rabbine dua etmişti.

فَأَسۡرِ بِعِبَادِي لَيۡلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.

Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.

وَٱتۡرُكِ ٱلۡبَحۡرَ رَهۡوًاۖ إِنَّهُمۡ جُندٞ مُّغۡرَقُونَ

Denizi sakın olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.

Denizi sakın olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.

كَمۡ تَرَكُواْ مِن جَنَّٰتٖ وَعُيُونٖ

Onlar, nice bahçeleri ve pınarları terk ettiler.

Onlar, nice bahçeleri ve pınarları terk ettiler.

وَزُرُوعٖ وَمَقَامٖ كَرِيمٖ

Ekinleri, güzel konakları.

Ekinleri, güzel konakları.

وَنَعۡمَةٖ كَانُواْ فِيهَا فَٰكِهِينَ

İçinde eğlenip durdukları nimetleri.

İçinde eğlenip durdukları nimetleri.

كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ

İşte böyle! Biz onları başka bir kavme miras verdik.

İşte böyle! Biz onları başka bir kavme miras verdik.

فَمَا بَكَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَا كَانُواْ مُنظَرِينَ

Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Onlar mühlet verilenler de olmadı.

Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Onlar mühlet verilenler de olmadı.

وَلَقَدۡ نَجَّيۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ

Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık.

Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık.

مِن فِرۡعَوۡنَۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيٗا مِّنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ

Firavun'dan. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

Firavun'dan. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

وَلَقَدِ ٱخۡتَرۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ عِلۡمٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ

Şüphesiz biz onları bir ilim üzere âlemlere karşı üstün kıldık.

Şüphesiz biz onları bir ilim üzere âlemlere karşı üstün kıldık.

وَءَاتَيۡنَٰهُم مِّنَ ٱلۡأٓيَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٞاْ مُّبِينٌ

Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik.

Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik.

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ

Şüphesiz bunlar elbette şöyle diyorlar:

Şüphesiz bunlar elbette şöyle diyorlar:

إِنۡ هِيَ إِلَّا مَوۡتَتُنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُنشَرِينَ

"Bir defa öldükten sonra başka bir şey yoktur. Biz, yeniden diriltilecek de değiliz."

"Bir defa öldükten sonra başka bir şey yoktur. Biz, yeniden diriltilecek de değiliz."

فَأۡتُواْ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Eğer doğru söylüyorsanız, haydi atalarımızı getirin.

Eğer doğru söylüyorsanız, haydi atalarımızı getirin.

أَهُمۡ خَيۡرٌ أَمۡ قَوۡمُ تُبَّعٖ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ مُجۡرِمِينَ

Onlar mı hayırlı; yoksa Tubba halkı ve onlardan öncekiler mi? Biz, onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu/günahkâr idiler.

Onlar mı hayırlı; yoksa Tubba halkı ve onlardan öncekiler mi? Biz, onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu/günahkâr idiler.

وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ

Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.

Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.

مَا خَلَقۡنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ

Onları ancak hak ile yarattık. Fakat onların çoğu bilmez.

Onları ancak hak ile yarattık. Fakat onların çoğu bilmez.

إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ مِيقَٰتُهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Muhakkak ki hüküm/ayırt etme günü onların hepsi için tayin edilmiş bir vakittir.

Muhakkak ki hüküm/ayırt etme günü onların hepsi için tayin edilmiş bir vakittir.

يَوۡمَ لَا يُغۡنِي مَوۡلًى عَن مَّوۡلٗى شَيۡـٔٗا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ

O gün, dostun dosta hiçbir şekilde faydası olmaz. Onlara yardım da olunmaz.

O gün, dostun dosta hiçbir şekilde faydası olmaz. Onlara yardım da olunmaz.

إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Allah’ın rahmet ettikleri müstesnâ. Şüphesiz ki o Azîzdir, Rahîmdir.

Allah’ın rahmet ettikleri müstesnâ. Şüphesiz ki o Azîzdir, Rahîmdir.

إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ

Zakkum ağacı.

Zakkum ağacı.

طَعَامُ ٱلۡأَثِيمِ

Günahkârın yemeğidir.

Günahkârın yemeğidir.

كَٱلۡمُهۡلِ يَغۡلِي فِي ٱلۡبُطُونِ

Erimiş maden gibidir, karınlarda kaynar.

Erimiş maden gibidir, karınlarda kaynar.

كَغَلۡيِ ٱلۡحَمِيمِ

Kaynar suyun kaynaması gibi.

Kaynar suyun kaynaması gibi.

خُذُوهُ فَٱعۡتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ

"Onu şiddetle tutun, Cehennem'in ortasına atın."

"Onu şiddetle tutun, Cehennem'in ortasına atın."

ثُمَّ صُبُّواْ فَوۡقَ رَأۡسِهِۦ مِنۡ عَذَابِ ٱلۡحَمِيمِ

"Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün."

"Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün."

ذُقۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡكَرِيمُ

"Tat bakalım! Hani sen güçlü ve şerefliydin."

"Tat bakalım! Hani sen güçlü ve şerefliydin."

إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمۡتَرُونَ

İşte bu sizin hakkında şüphe ettiğiniz şeydir.

İşte bu sizin hakkında şüphe ettiğiniz şeydir.

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٖ

Takva sahibi olanlar ise, onlar güvenli bir makamdadırlar.

Takva sahibi olanlar ise, onlar güvenli bir makamdadırlar.

فِي جَنَّٰتٖ وَعُيُونٖ

Cennetlerde ve pınarlardadırlar.

Cennetlerde ve pınarlardadırlar.

يَلۡبَسُونَ مِن سُندُسٖ وَإِسۡتَبۡرَقٖ مُّتَقَٰبِلِينَ

Halis ipek ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı otururlar.

Halis ipek ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı otururlar.

كَذَٰلِكَ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينٖ

İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

İşte böyle! Onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

يَدۡعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ

Orada güven içinde her meyveyi isterler.

Orada güven içinde her meyveyi isterler.

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلۡمَوۡتَ إِلَّا ٱلۡمَوۡتَةَ ٱلۡأُولَىٰۖ وَوَقَىٰهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ

İlk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Onlar Cehennem azabından korunmuştur.

İlk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Onlar Cehennem azabından korunmuştur.

فَضۡلٗا مِّن رَّبِّكَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ

Rabbinden bir lütuf olarak. İşte büyük kurtuluş budur.

Rabbinden bir lütuf olarak. İşte büyük kurtuluş budur.

فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ

Öğüt alsınlar diye onu senin dilin ile kolaylaştırdık.

Öğüt alsınlar diye onu senin dilin ile kolaylaştırdık.

فَٱرۡتَقِبۡ إِنَّهُم مُّرۡتَقِبُونَ

O halde bekle! Zaten onlar da bekliyorlar.

O halde bekle! Zaten onlar da bekliyorlar.
Footer Include