Header Include

トルコ語対訳 - ルゥワード翻訳事業センター

クルアーン・トルコ語対訳 - ルゥワード翻訳事業センターとイスラーム・ハウス(www.islamhouse.com)の共訳 ヒジュラ暦1440年

QR Code https://quran.islamcontent.com/ja/turkish_rwwad

لَآ أُقۡسِمُ بِيَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ

Kıyamet gününe yemin ederim.

Kıyamet gününe yemin ederim.

وَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلنَّفۡسِ ٱللَّوَّامَةِ

Sürekli kendini kınayan nefse yemin ederim.

Sürekli kendini kınayan nefse yemin ederim.

أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجۡمَعَ عِظَامَهُۥ

İnsan biz onun kemiklerini asla toplayıp, bir araya getirmeyeceğimizi mi zanneder?

İnsan biz onun kemiklerini asla toplayıp, bir araya getirmeyeceğimizi mi zanneder?

بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُۥ

Aksine onun parmak uçlarını bile yaratıp düzenlemeye gücümüz yeter.

Aksine onun parmak uçlarını bile yaratıp düzenlemeye gücümüz yeter.

بَلۡ يُرِيدُ ٱلۡإِنسَٰنُ لِيَفۡجُرَ أَمَامَهُۥ

Ancak insan, önündeki (ahireti inkar ederek) fücurla (günah işlemek) ister.

Ancak insan, önündeki (ahireti inkar ederek) fücurla (günah işlemek) ister.

يَسۡـَٔلُ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلۡقِيَٰمَةِ

"Kıyamet günü ne zaman?" diye sorar.

"Kıyamet günü ne zaman?" diye sorar.

فَإِذَا بَرِقَ ٱلۡبَصَرُ

Göz dehşetle kamaştığı zaman.

Göz dehşetle kamaştığı zaman.

وَخَسَفَ ٱلۡقَمَرُ

Ay tutulduğu zaman.

Ay tutulduğu zaman.

وَجُمِعَ ٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ

Güneş ve Ay bir araya getirildiği zaman.

Güneş ve Ay bir araya getirildiği zaman.

يَقُولُ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذٍ أَيۡنَ ٱلۡمَفَرُّ

(O gün) insan: "Bugün kaçacak yer nerede?" der.

(O gün) insan: "Bugün kaçacak yer nerede?" der.

كَلَّا لَا وَزَرَ

Hayır! Hiçbir sığınacak yer yoktur.

Hayır! Hiçbir sığınacak yer yoktur.

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمُسۡتَقَرُّ

O gün varıp durulacak yer Rabbinin huzurudur.

O gün varıp durulacak yer Rabbinin huzurudur.

يُنَبَّؤُاْ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذِۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

O günde insana önden yolladığı şeyler ile geride bıraktığı şeyler haber verilir.

O günde insana önden yolladığı şeyler ile geride bıraktığı şeyler haber verilir.

بَلِ ٱلۡإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ بَصِيرَةٞ

Doğrusu insan, kendi aleyhine bir şahittir.

Doğrusu insan, kendi aleyhine bir şahittir.

وَلَوۡ أَلۡقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ

İsterse bütün mazeretlerini ortaya döksün.

İsterse bütün mazeretlerini ortaya döksün.

لَا تُحَرِّكۡ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعۡجَلَ بِهِۦٓ

(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.

(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.

إِنَّ عَلَيۡنَا جَمۡعَهُۥ وَقُرۡءَانَهُۥ

Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.

Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.

فَإِذَا قَرَأۡنَٰهُ فَٱتَّبِعۡ قُرۡءَانَهُۥ

O halde, biz onu okuduğumuz zaman onun okunuşuna uy.

O halde, biz onu okuduğumuz zaman onun okunuşuna uy.

ثُمَّ إِنَّ عَلَيۡنَا بَيَانَهُۥ

Sonra onu açıklamak yine bize aittir.

Sonra onu açıklamak yine bize aittir.

كَلَّا بَلۡ تُحِبُّونَ ٱلۡعَاجِلَةَ

Hayır! Siz, acil olanı/dünyayı seviyorsunuz.

Hayır! Siz, acil olanı/dünyayı seviyorsunuz.

وَتَذَرُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ

Ahireti ise bırakıyorsunuz.

Ahireti ise bırakıyorsunuz.

وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ نَّاضِرَةٌ

Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.

Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.

إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٞ

Rabbine bakar.

Rabbine bakar.

وَوُجُوهٞ يَوۡمَئِذِۭ بَاسِرَةٞ

O gün birtakım yüzler de asıktır.

O gün birtakım yüzler de asıktır.

تَظُنُّ أَن يُفۡعَلَ بِهَا فَاقِرَةٞ

Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.

Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.

كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِيَ

Hayır! Can, köprücük kemiğine dayandığı zaman.

Hayır! Can, köprücük kemiğine dayandığı zaman.

وَقِيلَ مَنۡۜ رَاقٖ

Hayır! Can boğaza dayandığı zaman.

Hayır! Can boğaza dayandığı zaman.

وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلۡفِرَاقُ

Anlar ki, bu bir ayrılış.

Anlar ki, bu bir ayrılış.

وَٱلۡتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ

Ayakları birbirine dolaştığında.

Ayakları birbirine dolaştığında.

إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمَسَاقُ

O gün varacakları yer, yalnız Rabbinin huzurudur.

O gün varacakları yer, yalnız Rabbinin huzurudur.

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ

Tasdik etmemiş ve namaz kılmamıştı.

Tasdik etmemiş ve namaz kılmamıştı.

وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

Fakat yalanlamış ve yüz çevirmiş.

Fakat yalanlamış ve yüz çevirmiş.

ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ

Sonra da çalım satarak ailesine gitmişti.

Sonra da çalım satarak ailesine gitmişti.

أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰ

“Bu azap sana layıktır, layık!"

“Bu azap sana layıktır, layık!"

ثُمَّ أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰٓ

"Evet! Layıktır sana, layık!” denilecek.

"Evet! Layıktır sana, layık!” denilecek.

أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَن يُتۡرَكَ سُدًى

Yoksa insan, başı boş bırakılacağını mı sanıyor?

Yoksa insan, başı boş bırakılacağını mı sanıyor?

أَلَمۡ يَكُ نُطۡفَةٗ مِّن مَّنِيّٖ يُمۡنَىٰ

O akıtılan meniden bir nutfe değil miydi?

O akıtılan meniden bir nutfe değil miydi?

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةٗ فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ

Sonra alaka olmuş, Allah onu yaratmış ve düzenlemişti.

Sonra alaka olmuş, Allah onu yaratmış ve düzenlemişti.

فَجَعَلَ مِنۡهُ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰٓ

Ondan da iki eşi, erkek ve dişiyi var etmişti.

Ondan da iki eşi, erkek ve dişiyi var etmişti.

أَلَيۡسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحۡـِۧيَ ٱلۡمَوۡتَىٰ

Bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?

Bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?
Footer Include