Header Include

ترجمه ى تركى - دكتر اوزک و ديگران

ترجمهٔ معانی قرآن کریم به زبان ترکی. ترجمه شده توسط گروهی از علما. مراجعه و تصحیح زیر نظر مرکز ترجمهٔ رواد. ترجمهٔ اصلی به هدف اظهار نظر و ارزش‌گذاری و بهبود مستمر در معرض نظر خوانندگان قرار دارد

QR Code https://quran.islamcontent.com/fa/turkish_shahin

يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمُدَّثِّرُ

Ey bürünüp sarınan (Rasûlüm)!

Ey bürünüp sarınan (Rasûlüm)!

قُمۡ فَأَنذِرۡ

Kalk ve (insanları) uyar.

Kalk ve (insanları) uyar.

وَرَبَّكَ فَكَبِّرۡ

Sadece Rabbini büyük tanı.

Sadece Rabbini büyük tanı.

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرۡ

Elbiseni tertemiz tut.

Elbiseni tertemiz tut.

وَٱلرُّجۡزَ فَٱهۡجُرۡ

Kötü şeyleri terket.

Kötü şeyleri terket.

وَلَا تَمۡنُن تَسۡتَكۡثِرُ

Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.

Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.

وَلِرَبِّكَ فَٱصۡبِرۡ

Rabbinin rızasına ermek için sabret.

Rabbinin rızasına ermek için sabret.

فَإِذَا نُقِرَ فِي ٱلنَّاقُورِ

O Sûr'a üfürüldüğü zaman var ya,

O Sûr'a üfürüldüğü zaman var ya,

فَذَٰلِكَ يَوۡمَئِذٖ يَوۡمٌ عَسِيرٌ

İste o gün zorlu bir gündür.

İste o gün zorlu bir gündür.

عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ غَيۡرُ يَسِيرٖ

Kâfirler için (hiç de) kolay değildir.

Kâfirler için (hiç de) kolay değildir.

ذَرۡنِي وَمَنۡ خَلَقۡتُ وَحِيدٗا

Tek olarak yaratıp, o kimseyi bana bırak!

Tek olarak yaratıp, o kimseyi bana bırak!

وَجَعَلۡتُ لَهُۥ مَالٗا مَّمۡدُودٗا

Kendisine geniş servet

Kendisine geniş servet

وَبَنِينَ شُهُودٗا

ve gözü önünde duran oğullar verdiğim,

ve gözü önünde duran oğullar verdiğim,

وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمۡهِيدٗا

kendisi için (nimetleri önüne) serdikçe serdiğim

kendisi için (nimetleri önüne) serdikçe serdiğim

ثُمَّ يَطۡمَعُ أَنۡ أَزِيدَ

üstelik o (nimetlerimi) daha da arttırmamı umuyor.

üstelik o (nimetlerimi) daha da arttırmamı umuyor.

كَلَّآۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِأٓيَٰتِنَا عَنِيدٗا

Asla (ummasın)! Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı alabildiğine inatçıdır.

Asla (ummasın)! Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı alabildiğine inatçıdır.

سَأُرۡهِقُهُۥ صَعُودًا

Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım!

Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım!

إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ

Zira o, düşündü taşındı, ölçtü biçti. 

Zira o, düşündü taşındı, ölçtü biçti. 

فَقُتِلَ كَيۡفَ قَدَّرَ

Canı çıkasıca, ne biçim ölçtü biçti!

Canı çıkasıca, ne biçim ölçtü biçti!

ثُمَّ قُتِلَ كَيۡفَ قَدَّرَ

Sonra, canı çıkasıca tekrar (ölçtü biçti); nasıl ölçtü biçtiyse!

Sonra, canı çıkasıca tekrar (ölçtü biçti); nasıl ölçtü biçtiyse!

ثُمَّ نَظَرَ

Sonra baktı.

Sonra baktı.

ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ

Sonra kaşlarını çattı, suratını astı.

Sonra kaşlarını çattı, suratını astı.

ثُمَّ أَدۡبَرَ وَٱسۡتَكۡبَرَ

En sonunda, kibirini yenemeyip sırt çevirdi.

En sonunda, kibirini yenemeyip sırt çevirdi.

فَقَالَ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرٞ يُؤۡثَرُ

De: «Bu (Kur'an) dedi, olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir.

De: «Bu (Kur'an) dedi, olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir.

إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا قَوۡلُ ٱلۡبَشَرِ

Bu, insan sözünden başka bir şey değil.»

Bu, insan sözünden başka bir şey değil.»

سَأُصۡلِيهِ سَقَرَ

Ben onu sekara (cehenneme) sokacağım.

Ben onu sekara (cehenneme) sokacağım.

وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا سَقَرُ

Sen biliyor musun sekar nedir?

Sen biliyor musun sekar nedir?

لَا تُبۡقِي وَلَا تَذَرُ

Hem (bütün bedeni helâk eder, hiçbir şey) bırakmaz, hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o.

Hem (bütün bedeni helâk eder, hiçbir şey) bırakmaz, hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o.

لَوَّاحَةٞ لِّلۡبَشَرِ

İnsanın derisini kavurur.

İnsanın derisini kavurur.

عَلَيۡهَا تِسۡعَةَ عَشَرَ

Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır.

Üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır.

وَمَا جَعَلۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةٗۖ وَمَا جَعَلۡنَا عِدَّتَهُمۡ إِلَّا فِتۡنَةٗ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ لِيَسۡتَيۡقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَيَزۡدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِيمَٰنٗا وَلَا يَرۡتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٞ وَٱلۡكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلٗاۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَمَا يَعۡلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَۚ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكۡرَىٰ لِلۡبَشَرِ

Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtinan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: «Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?» desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.

Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtinan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: «Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?» desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.

كَلَّا وَٱلۡقَمَرِ

Hayır hayır (öğüt almazlar). Aya andolsun ki,

Hayır hayır (öğüt almazlar). Aya andolsun ki,

وَٱلَّيۡلِ إِذۡ أَدۡبَرَ

Dönüp gitmekte olan geceye,

Dönüp gitmekte olan geceye,

وَٱلصُّبۡحِ إِذَآ أَسۡفَرَ

ağarmakta olan sabaha andolsun ki,

ağarmakta olan sabaha andolsun ki,

إِنَّهَا لَإِحۡدَى ٱلۡكُبَرِ

O (cehennem), büyük musibetlerden biridir.

O (cehennem), büyük musibetlerden biridir.

نَذِيرٗا لِّلۡبَشَرِ

İnsanlık için, uyarıcı.

İnsanlık için, uyarıcı.

لِمَن شَآءَ مِنكُمۡ أَن يَتَقَدَّمَ أَوۡ يَتَأَخَّرَ

Sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için.

Sizden ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen kimseler için.

كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡ رَهِينَةٌ

Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir,

Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir,

إِلَّآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡيَمِينِ

ancak sağdakiler başka.

ancak sağdakiler başka.

فِي جَنَّٰتٖ يَتَسَآءَلُونَ

Onlar cennetler içindedir. Uzaktan uzağa sorarlar.

Onlar cennetler içindedir. Uzaktan uzağa sorarlar.

عَنِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ

Günahkârlara:

Günahkârlara:

مَا سَلَكَكُمۡ فِي سَقَرَ

Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye

Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye

قَالُواْ لَمۡ نَكُ مِنَ ٱلۡمُصَلِّينَ

Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik,

Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik,

وَلَمۡ نَكُ نُطۡعِمُ ٱلۡمِسۡكِينَ

yoksulu doyurmuyorduk,

yoksulu doyurmuyorduk,

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلۡخَآئِضِينَ

(Bâtıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk,

(Bâtıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk,

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ

Ceza gününü de yalan sayıyorduk,

Ceza gününü de yalan sayıyorduk,

حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلۡيَقِينُ

sonunda bize ölüm geldi çattı.

sonunda bize ölüm geldi çattı.

فَمَا تَنفَعُهُمۡ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ

Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.

Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.

فَمَا لَهُمۡ عَنِ ٱلتَّذۡكِرَةِ مُعۡرِضِينَ

Böyle iken onlara ne oluyor ki, yüz çeviriyorlar?

Böyle iken onlara ne oluyor ki, yüz çeviriyorlar?

كَأَنَّهُمۡ حُمُرٞ مُّسۡتَنفِرَةٞ

Âdeta yaban eşekleri gibi (hâlâ) öğütten,

Âdeta yaban eşekleri gibi (hâlâ) öğütten,

فَرَّتۡ مِن قَسۡوَرَةِۭ

arslandan ürküp kaçan.

arslandan ürküp kaçan.

بَلۡ يُرِيدُ كُلُّ ٱمۡرِيٕٖ مِّنۡهُمۡ أَن يُؤۡتَىٰ صُحُفٗا مُّنَشَّرَةٗ

Daha doğrusu onlardan her biri, kendisine, (önünde) açılmış sahifeler (İlâhî vahiy) verilmesini istiyor.

Daha doğrusu onlardan her biri, kendisine, (önünde) açılmış sahifeler (İlâhî vahiy) verilmesini istiyor.

كَلَّاۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ

Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar.

Hayır! Aslında onlar ahiretten korkmuyorlar.

كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذۡكِرَةٞ

Asla (düşündükleri gibi değil)! Bilsinler ki bu, gerçekten bir ikazdır!

Asla (düşündükleri gibi değil)! Bilsinler ki bu, gerçekten bir ikazdır!

فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ

Dileyen ondan (düşünüp) öğüt alır.

Dileyen ondan (düşünüp) öğüt alır.

وَمَا يَذۡكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ هُوَ أَهۡلُ ٱلتَّقۡوَىٰ وَأَهۡلُ ٱلۡمَغۡفِرَةِ

Bununla beraber, Allah dilemeksizin onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya lâyık olan da O'dur, mağfiret sahibi de O’dur.

Bununla beraber, Allah dilemeksizin onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya lâyık olan da O'dur, mağfiret sahibi de O’dur.
Footer Include