Header Include

ترکي ژباړه - دکتور علی اوزک او نور

په ترکي ژبه د قرانکریم د معناګانو ژباړه، د پوهانو د یوې ډلې لخوا ژباړل شوې. دا د مرکز رواد الترجمة تر څارنې لاندې اصلاح شوې او اصلي ژباړه د نظر څرګندولو، ارزونې او دوامداره پرمختګ لپاره شتون لري.

QR Code https://quran.islamcontent.com/ps/turkish_shahin

طسٓمٓ

Tâ. Sîn. Mîm.

Tâ. Sîn. Mîm.

تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ

Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.

Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.

لَعَلَّكَ بَٰخِعٞ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ

(Rasûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!

(Rasûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!

إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةٗ فَظَلَّتۡ أَعۡنَٰقُهُمۡ لَهَا خَٰضِعِينَ

Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.

Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.

وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرٖ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهُ مُعۡرِضِينَ

Kendilerine, Rahmân (o çok esirgeyici Allah) dan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.

Kendilerine, Rahmân (o çok esirgeyici Allah) dan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.

فَقَدۡ كَذَّبُواْ فَسَيَأۡتِيهِمۡ أَنۢبَٰٓؤُاْ مَا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ

Üstelik (ona) «yalandır» derler, fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.

Üstelik (ona) «yalandır» derler, fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.

أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجٖ كَرِيمٍ

Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.

Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Şüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir nişâne vardır; ama çoğu iman etmezler.

Şüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir nişâne vardır; ama çoğu iman etmezler.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ

Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, git diye seslenmişti.

Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, git diye seslenmişti.

قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا يَتَّقُونَ

Firavun'un kavmine. Hâlâ (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar?

Firavun'un kavmine. Hâlâ (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar?

قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.

Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.

وَيَضِيقُ صَدۡرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَٰرُونَ

"Göğsüm daralıyor; dilim çözülmüyor; onun için Harun'a da elçilik ver.

"Göğsüm daralıyor; dilim çözülmüyor; onun için Harun'a da elçilik ver.

وَلَهُمۡ عَلَيَّ ذَنۢبٞ فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ

Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.

Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.

قَالَ كَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ

Allah buyurdu: Hayır (seni asla öldüremezler)! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.

Allah buyurdu: Hayır (seni asla öldüremezler)! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.

فَأۡتِيَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Haydi Firavun’a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz;

Haydi Firavun’a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz;

أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.

İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.

قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدٗا وَلَبِثۡتَ فِينَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِينَ

(Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?

(Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?

وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِي فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ

Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!

Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!

قَالَ فَعَلۡتُهَآ إِذٗا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Mûsâ da demişti ki: "Ben onu o zaman cahillerden biri olarak, bilmeyerek yapmıştım."

Mûsâ da demişti ki: "Ben onu o zaman cahillerden biri olarak, bilmeyerek yapmıştım."

فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكۡمٗا وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.

Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.

وَتِلۡكَ نِعۡمَةٞ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.

O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.

قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Firavun şöyle dedi: Alemlerin Rabbi dediğin de nedir?

Firavun şöyle dedi: Alemlerin Rabbi dediğin de nedir?

قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.

Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.

قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥٓ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ

(Firavun) etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz? dedi.

(Firavun) etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz? dedi.

قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.

Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.

قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِيٓ أُرۡسِلَ إِلَيۡكُمۡ لَمَجۡنُونٞ

Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.

Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.

قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَ

Musa devamla şunu söyledi: Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir .

Musa devamla şunu söyledi: Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir .

قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَٰهًا غَيۡرِي لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِينَ

Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! dedi.

Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! dedi.

قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَيۡءٖ مُّبِينٖ

Musa: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı? dedi.

Musa: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı? dedi.

قَالَ فَأۡتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.

Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.

فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانٞ مُّبِينٞ

Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş).

Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş).

وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ

Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!

Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!

قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٞ

Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!

Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!

يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ

Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?

Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?

قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

Etrafındakiler de ona şöyle demişlerdi: "Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder.

Etrafındakiler de ona şöyle demişlerdi: "Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder.

يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٖ

Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler.

Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler.

فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ

Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi.

Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi.

وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَ

Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi. 

Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi. 

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَ

(Firavunun adamları:) Eğer üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız, dediler.

(Firavunun adamları:) Eğer üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız, dediler.

فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُواْ لِفِرۡعَوۡنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبِينَ

Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır değil mi? dediler.

Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır değil mi? dediler.

قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ إِذٗا لَّمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ

Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.

Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.

قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَ

Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.

Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.

فَأَلۡقَوۡاْ حِبَالَهُمۡ وَعِصِيَّهُمۡ وَقَالُواْ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبُونَ

Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.

Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.

فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ

Sonra Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!

Sonra Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!

فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ

(Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

(Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

«Âlemlerin Rabbine, iman ettik» dediler.

«Âlemlerin Rabbine, iman ettik» dediler.

رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

Musa ve Harun'un Rabbi.

Musa ve Harun'un Rabbi.

قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَ فَلَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفٖ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِينَ

Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz. Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!

Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz. Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!

قَالُواْ لَا ضَيۡرَۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

«Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.»

«Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz.»

إِنَّا نَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

«Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız.»

«Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız.»

۞ وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِيٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Musa’ya: Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik.

Musa’ya: Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik.

فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:

Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَشِرۡذِمَةٞ قَلِيلُونَ

«Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır.»

«Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır.»

وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَآئِظُونَ

«(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir.»

«(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir.»

وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَ

«Biz ise, elbette uyanık (ve yek vücut) bir cemaatız.» (diyor ve dedirtiyordu).

«Biz ise, elbette uyanık (ve yek vücut) bir cemaatız.» (diyor ve dedirtiyordu).

فَأَخۡرَجۡنَٰهُم مِّن جَنَّٰتٖ وَعُيُونٖ

Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.

Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.

وَكُنُوزٖ وَمَقَامٖ كَرِيمٖ

Hâzinelerden ve değerli bir yerden çıkardık.

Hâzinelerden ve değerli bir yerden çıkardık.

كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.

Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.

فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِينَ

Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler.

Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler.

فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَ

İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler.

İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: "İşte yakalandık!" dediler.

قَالَ كَلَّآۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهۡدِينِ

Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.

Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.

فَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقٖ كَٱلطَّوۡدِ ٱلۡعَظِيمِ

Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu.

Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu.

وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡأٓخَرِينَ

Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.

Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.

وَأَنجَيۡنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ

Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.

Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.

ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ

Sonra ötekilerini suda boğduk.

Sonra ötekilerini suda boğduk.

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ إِبۡرَٰهِيمَ

(Rasûlüm!) Onlara İbrahim’in haberini de naklet.

(Rasûlüm!) Onlara İbrahim’in haberini de naklet.

إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا تَعۡبُدُونَ

Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? demişti.

Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? demişti.

قَالُواْ نَعۡبُدُ أَصۡنَامٗا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ

«Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz» diye cevap verdiler.

«Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz» diye cevap verdiler.

قَالَ هَلۡ يَسۡمَعُونَكُمۡ إِذۡ تَدۡعُونَ

İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?

İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?

أَوۡ يَنفَعُونَكُمۡ أَوۡ يَضُرُّونَ

Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?

Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?

قَالُواْ بَلۡ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَ

Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.

Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.

قَالَ أَفَرَءَيۡتُم مَّا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ

İbrahim dedi ki: İyi ama,neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?

İbrahim dedi ki: İyi ama,neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?

أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلۡأَقۡدَمُونَ

İster sizin, ister önceki atalarınızın.

İster sizin, ister önceki atalarınızın.

فَإِنَّهُمۡ عَدُوّٞ لِّيٓ إِلَّا رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur);

İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur);

ٱلَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهۡدِينِ

Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur.

Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur.

وَٱلَّذِي هُوَ يُطۡعِمُنِي وَيَسۡقِينِ

Beni yediren, içiren O’dur.

Beni yediren, içiren O’dur.

وَإِذَا مَرِضۡتُ فَهُوَ يَشۡفِينِ

Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.

Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.

وَٱلَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحۡيِينِ

Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O’dur.

Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O’dur.

وَٱلَّذِيٓ أَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لِي خَطِيٓـَٔتِي يَوۡمَ ٱلدِّينِ

Ve hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O'dur.

Ve hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O'dur.

رَبِّ هَبۡ لِي حُكۡمٗا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّٰلِحِينَ

Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat. 

Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat. 

وَٱجۡعَل لِّي لِسَانَ صِدۡقٖ فِي ٱلۡأٓخِرِينَ

"Benden sonrakiler içinde, beni iyi dille anılanlardan eyle."

"Benden sonrakiler içinde, beni iyi dille anılanlardan eyle."

وَٱجۡعَلۡنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ

Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kıl.

Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kıl.

وَٱغۡفِرۡ لِأَبِيٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ

Babamı da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapıklardandır.

Babamı da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapıklardandır.

وَلَا تُخۡزِنِي يَوۡمَ يُبۡعَثُونَ

(İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme.

(İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme.

يَوۡمَ لَا يَنفَعُ مَالٞ وَلَا بَنُونَ

O gün, ne mal fayda verir ne de evlât.

O gün, ne mal fayda verir ne de evlât.

إِلَّا مَنۡ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلۡبٖ سَلِيمٖ

Ancak Allah'a kalbi selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).

Ancak Allah'a kalbi selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).

وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ

(O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır.

(O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır.

وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِلۡغَاوِينَ

Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir.

Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir.

وَقِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَ

Onlara: Allah’tan gayrı taptıklarınız hani nerede?

Onlara: Allah’tan gayrı taptıklarınız hani nerede?

مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلۡ يَنصُرُونَكُمۡ أَوۡ يَنتَصِرُونَ

Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu? denilir.

Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu? denilir.

فَكُبۡكِبُواْ فِيهَا هُمۡ وَٱلۡغَاوُۥنَ

Artık onlar, o azgınlar toptan oraya tepetaklak (cehenneme) atılırlar

Artık onlar, o azgınlar toptan oraya tepetaklak (cehenneme) atılırlar

وَجُنُودُ إِبۡلِيسَ أَجۡمَعُونَ

ve İblis orduları,

ve İblis orduları,

قَالُواْ وَهُمۡ فِيهَا يَخۡتَصِمُونَ

orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:

orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:

تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٍ

Vallahi, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.

Vallahi, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.

إِذۡ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.

Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.

وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَ

Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.

Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.

فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ

Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var,

Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var,

وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٖ

ne de yakın bir dostumuz.

ne de yakın bir dostumuz.

فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةٗ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!

Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Bunda elbet (alınacak) büyük bir ders vardır, ama çokları iman etmezler.

Bunda elbet (alınacak) büyük bir ders vardır, ama çokları iman etmezler.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.

Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ

Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

۞ قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَ

Onlar şöyle cevap verdiler. Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç! 

Onlar şöyle cevap verdiler. Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç! 

قَالَ وَمَا عِلۡمِي بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ

Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.

Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.

إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّيۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَ

Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!

Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!

وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.

Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.

إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٞ مُّبِينٞ

Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.

Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.

قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِينَ

Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!

Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!

قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِي كَذَّبُونِ

Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.

Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.

فَٱفۡتَحۡ بَيۡنِي وَبَيۡنَهُمۡ فَتۡحٗا وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِيَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.

Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.

فَأَنجَيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ

Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.

Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.

ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِينَ

Sonra da geri kalanları suda boğduk.

Sonra da geri kalanları suda boğduk.

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.

Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةٗ تَعۡبَثُونَ

Siz her yüksek yere bir alâmet (köşk) dikerek eğleniyor musunuz?

Siz her yüksek yere bir alâmet (köşk) dikerek eğleniyor musunuz?

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَ

Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?

Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?

وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِينَ

Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?

Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.

Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.

وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِيٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَ

Bildiğiniz şeyleri size veren, (Allah'a karşı gelmek) den sakının.

Bildiğiniz şeyleri size veren, (Allah'a karşı gelmek) den sakının.

أَمَدَّكُم بِأَنۡعَٰمٖ وَبَنِينَ

Size nimetler (davarlar), oğullar, ihsan eden

Size nimetler (davarlar), oğullar, ihsan eden

وَجَنَّٰتٖ وَعُيُونٍ

bağlar, pınarlar…

bağlar, pınarlar…

إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٖ

Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe ediyorum.

Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe ediyorum.

قَالُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَٰعِظِينَ

(Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce birdir.

(Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce birdir.

إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Bu, öncekilerin geleneğinden (masallarından) başka bir şey değildir.

Bu, öncekilerin geleneğinden (masallarından) başka bir şey değildir.

وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ

Biz azaba uğratılacak da değiliz.

Biz azaba uğratılacak da değiliz.

فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.

Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.

Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

أَتُتۡرَكُونَ فِي مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَ

Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)!

Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)!

فِي جَنَّٰتٖ وَعُيُونٖ

Bahçelerin, pınarların içinde;

Bahçelerin, pınarların içinde;

وَزُرُوعٖ وَنَخۡلٖ طَلۡعُهَا هَضِيمٞ

ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında

ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında

وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتٗا فَٰرِهِينَ

(Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz).

(Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz).

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.

وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ

Aşırı gidenlerin emrine uymayın.

Aşırı gidenlerin emrine uymayın.

ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَ

Onlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyor, fakat ıslâh etmiyorlar.

Onlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyor, fakat ıslâh etmiyorlar.

قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ

Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!

Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!

مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.

Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.

قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةٞ لَّهَا شِرۡبٞ وَلَكُمۡ شِرۡبُ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ

Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.

Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.

وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٖ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَظِيمٖ

Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.

Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.

فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُواْ نَٰدِمِينَ

Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.

Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.

فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir. 

كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.

Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

Kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ

İnsanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?

İnsanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?

وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَ

Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz... Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!

Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz... Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!

قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِينَ

Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!

Onlar şöyle dediler: Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!

قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِينَ

Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!

Lût: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!

رَبِّ نَجِّنِي وَأَهۡلِي مِمَّا يَعۡمَلُونَ

Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar.

Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar.

فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ

Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.

Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.

إِلَّا عَجُوزٗا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَ

Ancak yaşlı bir kadın dışında O, geride kalanlardan (oldu).

Ancak yaşlı bir kadın dışında O, geride kalanlardan (oldu).

ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَ

Sonra diğerlerini helâk ettik.

Sonra diğerlerini helâk ettik.

وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرٗاۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَ

Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü!

Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü!

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.

Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.

Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.

إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَ

Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينٞ

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

۞ أَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَ

Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.

Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.

وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِ

Doğru terazi ile tartın.

Doğru terazi ile tartın.

وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ

İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. 

İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. 

وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun.

Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun.

قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَ

Onlar söyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!

Onlar söyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!

وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ

Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.

Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.

فَأَسۡقِطۡ عَلَيۡنَا كِسَفٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.

Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.

قَالَ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ

Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.

Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.

فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمِ ٱلظُّلَّةِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍ

Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!

Velhasıl onu yalancı saydılar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةٗۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَ

Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.

نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِينُ

(Rasûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) indirmiştir.

(Rasûlüm!) Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) indirmiştir.

عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَ

Uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine

Uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine

بِلِسَانٍ عَرَبِيّٖ مُّبِينٖ

apaçık Arap diliyle.

apaçık Arap diliyle.

وَإِنَّهُۥ لَفِي زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِينَ

O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.

O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.

أَوَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ ءَايَةً أَن يَعۡلَمَهُۥ عُلَمَٰٓؤُاْ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ

Benî İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?

Benî İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?

وَلَوۡ نَزَّلۡنَٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِينَ

Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,

Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,

فَقَرَأَهُۥ عَلَيۡهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ مُؤۡمِنِينَ

bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.

bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.

كَذَٰلِكَ سَلَكۡنَٰهُ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ

Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk.

Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk.

لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَ

Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

فَيَأۡتِيَهُم بَغۡتَةٗ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ

İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.

İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.

فَيَقُولُواْ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَ

O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.

O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.

أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ

(Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?

(Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?

أَفَرَءَيۡتَ إِن مَّتَّعۡنَٰهُمۡ سِنِينَ

Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatıp nimetlerden faydalandırsak,

Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatıp nimetlerden faydalandırsak,

ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُواْ يُوعَدُونَ

sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!

sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!

مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يُمَتَّعُونَ

Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.

Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.

وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

Biz hiçbir memleketi, (gönderdiğimiz) uyarıcıları (peygamberleri) olmadan yok etmemişizdir.

Biz hiçbir memleketi, (gönderdiğimiz) uyarıcıları (peygamberleri) olmadan yok etmemişizdir.

ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Öğüt vermek üzere, biz zalim değiliz.

Öğüt vermek üzere, biz zalim değiliz.

وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُ

O'nu (Kur'an’ı) şeytanlar indirmedi.

O'nu (Kur'an’ı) şeytanlar indirmedi.

وَمَا يَنۢبَغِي لَهُمۡ وَمَا يَسۡتَطِيعُونَ

Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.

Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.

إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَ

Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.

Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.

فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِينَ

O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun!

O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun!

وَأَنذِرۡ عَشِيرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِينَ

(Önce) en yakın akrabanı uyar.

(Önce) en yakın akrabanı uyar.

وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.

Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.

فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّي بَرِيٓءٞ مِّمَّا تَعۡمَلُونَ

Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.

Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.

وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.

Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.

ٱلَّذِي يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ

O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.

O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.

وَتَقَلُّبَكَ فِي ٱلسَّٰجِدِينَ

Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).

Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).

إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ

Her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen, muhakkak ki O'dur.

Her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen, muhakkak ki O'dur.

هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ

Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi?

Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi?

تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٖ

Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.

Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.

يُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَٰذِبُونَ

Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.

Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.

وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَ

Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.

Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.

أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِي كُلِّ وَادٖ يَهِيمُونَ

Onların her vâdide başıboş dolaştıklarını görmedin mi?

Onların her vâdide başıboş dolaştıklarını görmedin mi?

وَأَنَّهُمۡ يَقُولُونَ مَا لَا يَفۡعَلُونَ

Ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?

Ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?

إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرٗا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَيَّ مُنقَلَبٖ يَنقَلِبُونَ

Ancak iman edip salih ameller işleyenler, Allah’ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.

Ancak iman edip salih ameller işleyenler, Allah’ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
Footer Include