Header Include

وەرگێڕاوی تورکی - د. عەلی ئوزک وئەوانی تر

وەرگێڕاوی ماناکانی قورئانی پیرۆز بۆ زمانی تورکی، وەرگێڕان: کۆمەڵێک لە زانایان. بڵاوکراوەتەوە بە سەرپەرشتیاری ناوەندی ڕواد بۆ وەرگێڕان، پیشاندانی وەرگێڕاوە سەرەکیەکە لەبەردەستە بۆ ڕا دەربڕین لەسەری وهەڵسەنگاندنی وپێشنیارکردنی پەرەپێدانی بەردەوام.

QR Code https://quran.islamcontent.com/ku/turkish_shahin

إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ

Kıyamet koptuğu zaman,

Kıyamet koptuğu zaman,

لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ

ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur;

ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur;

خَافِضَةٞ رَّافِعَةٌ

O, alçaltıcı, yükselticidir.

O, alçaltıcı, yükselticidir.

إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجّٗا

Yer şiddetle sarsıldığı zaman,

Yer şiddetle sarsıldığı zaman,

وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسّٗا

Dağlar parçaladığı zaman,

Dağlar parçaladığı zaman,

فَكَانَتۡ هَبَآءٗ مُّنۢبَثّٗا

dağılıp toz duman haline geldiği

dağılıp toz duman haline geldiği

وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجٗا ثَلَٰثَةٗ

ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,

ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,

فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ

sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!

sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!

وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ

Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!

Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

(Hayırda) önde olanlar, (ecirde de) öndedirler.

(Hayırda) önde olanlar, (ecirde de) öndedirler.

أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ

İşte bunlar, (Allah'a) en yakın olanlardır.

İşte bunlar, (Allah'a) en yakın olanlardır.

فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Naîm cennetlerinde.

Naîm cennetlerinde.

ثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

(Onların) çoğu önceki ümmetlerden,

(Onların) çoğu önceki ümmetlerden,

وَقَلِيلٞ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ

birazı da sonrakilerdendir.

birazı da sonrakilerdendir.

عَلَىٰ سُرُرٖ مَّوۡضُونَةٖ

Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedir,

Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedir,

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ

karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.

karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.

يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنٞ مُّخَلَّدُونَ

Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;

Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;

بِأَكۡوَابٖ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسٖ مِّن مَّعِينٖ

Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.

Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ

Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

وَفَٰكِهَةٖ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

(Onlara) beğendikleri meyveler,

(Onlara) beğendikleri meyveler,

وَلَحۡمِ طَيۡرٖ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ

Canlarının çektiği kuş etleri,

Canlarının çektiği kuş etleri,

وَحُورٌ عِينٞ

iri gözlü huriler,

iri gözlü huriler,

كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ

saklı inciler gibi

saklı inciler gibi

جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ

yaptıklarına karşılık olarak (verilir).

yaptıklarına karşılık olarak (verilir).

لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوٗا وَلَا تَأۡثِيمًا

Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

إِلَّا قِيلٗا سَلَٰمٗا سَلَٰمٗا

Söylenen, yalnızca «selâm, selâm »dır.

Söylenen, yalnızca «selâm, selâm »dır.

وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ

Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere (amel defteri sağdan verilenlere)!

Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere (amel defteri sağdan verilenlere)!

فِي سِدۡرٖ مَّخۡضُودٖ

Düzgün kiraz ağacı,

Düzgün kiraz ağacı,

وَطَلۡحٖ مَّنضُودٖ

meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,

meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,

وَظِلّٖ مَّمۡدُودٖ

uzamış gölgeler,

uzamış gölgeler,

وَمَآءٖ مَّسۡكُوبٖ

çağlayarak akan sular,

çağlayarak akan sular,

وَفَٰكِهَةٖ كَثِيرَةٖ

sayısız meyveler içindedirler;

sayısız meyveler içindedirler;

لَّا مَقۡطُوعَةٖ وَلَا مَمۡنُوعَةٖ

Tükenmeyen ve yasaklanmayan,

Tükenmeyen ve yasaklanmayan,

وَفُرُشٖ مَّرۡفُوعَةٍ

ve kabartılmış döşekler üstündedirler.

ve kabartılmış döşekler üstündedirler.

إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءٗ

Gerçekten biz hurileri apayrı biçimde yeni yarattık.

Gerçekten biz hurileri apayrı biçimde yeni yarattık.

فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا

Onları, eşlerine bâkireler kıldık.

Onları, eşlerine bâkireler kıldık.

عُرُبًا أَتۡرَابٗا

Düşkün ve yaşıt.

Düşkün ve yaşıt.

لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Bütün bunlar sağdakiler içindir.

Bütün bunlar sağdakiler içindir.

ثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir.

Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir.

وَثُلَّةٞ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ

Birçoğu da sonrakilerdendir.

Birçoğu da sonrakilerdendir.

وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

Soldakiler; ne yazık o soldakilere (amel defteri soldan verilenlere)!

Soldakiler; ne yazık o soldakilere (amel defteri soldan verilenlere)!

فِي سَمُومٖ وَحَمِيمٖ

İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,

İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,

وَظِلّٖ مِّن يَحۡمُومٖ

kapkara dumandan bir gölge altındadırlar,

kapkara dumandan bir gölge altındadırlar,

لَّا بَارِدٖ وَلَا كَرِيمٍ

serin ve hoş olmayan.

serin ve hoş olmayan.

إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ

Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete dalmışlardı.

Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete dalmışlardı.

وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ

Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı.

Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı.

وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابٗا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ

Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?

Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ

Önceki atalarımız da mı?

Önceki atalarımız da mı?

قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ

De ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler,

De ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler,

لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمٖ مَّعۡلُومٖ

belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır! 

belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır! 

ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ

Sonra siz ey sapıklar, yalancılar!

Sonra siz ey sapıklar, yalancılar!

لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرٖ مِّن زَقُّومٖ

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ

Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ

Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.

فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ

Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.

Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.

هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ

İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!

İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!

نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ

Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?

Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?

أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ

Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?

Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?

ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ

Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?

Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?

نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ

Aranızda ölümü takdir eden biziz ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz.

Aranızda ölümü takdir eden biziz ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz.

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ

Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik).

Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik).

وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ

Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ

Şimdi bana, ektiğinizi haber verin.

Şimdi bana, ektiğinizi haber verin.

ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمٗا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ

Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.

Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.

إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ

«Doğrusu borç altına girdik.

«Doğrusu borç altına girdik.

بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ

Daha doğrusu, biz yoksul kaldık» (derdiniz).

Daha doğrusu, biz yoksul kaldık» (derdiniz).

أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ

Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?

Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?

ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ

Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجٗا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ

Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?

أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ

Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi,

Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi,

ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ

onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةٗ وَمَتَٰعٗا لِّلۡمُقۡوِينَ

Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık.

Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık.

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

Öyleyse Yüce Rabbinin adıyla tesbih et.

Öyleyse Yüce Rabbinin adıyla tesbih et.

۞ فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,

Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٞ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ

Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir. 

Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir. 

إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانٞ كَرِيمٞ

Değerli bir Kur'an'dır.

Değerli bir Kur'an'dır.

فِي كِتَٰبٖ مَّكۡنُونٖ

Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan

Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ

Ona ancak temizlenenler dokunabilir.

Ona ancak temizlenenler dokunabilir.

تَنزِيلٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

O, âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

O, âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ

Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ

Allah’ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?

Allah’ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?

فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ

Hele can boğaza dayandığı zaman,

Hele can boğaza dayandığı zaman,

وَأَنتُمۡ حِينَئِذٖ تَنظُرُونَ

O vakit siz bakar durursunuz.

O vakit siz bakar durursunuz.

وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ

(O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.

(O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.

فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ

Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,

Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,

تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!

Onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ

Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise,

Fakat (ölen kişi Allah'a) yakın olanlardan ise,

فَرَوۡحٞ وَرَيۡحَانٞ وَجَنَّتُ نَعِيمٖ

ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Eğer o sağdakilerden ise,

Eğer o sağdakilerden ise,

فَسَلَٰمٞ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

«Ey sağdaki! Sana selam olsun!»

«Ey sağdaki! Sana selam olsun!»

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

Ama yalanlayan sapıklardan ise,

Ama yalanlayan sapıklardan ise,

فَنُزُلٞ مِّنۡ حَمِيمٖ

İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!

İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!

وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ

Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.

Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ

Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.

Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.

فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

O halde Yüce Rabbinin adıyla tesbîh et.

O halde Yüce Rabbinin adıyla tesbîh et.
Footer Include